Vedat Demirbağ

Vedat Demirbağ

SULTAN ile KÖLE

              Bir zamanlar Ayaz adlı bir köle varmış. Takdir bu ya, köle bir gün Sultan Mahmud un kölesi olmuş. Sultan köleyi taşıdığı asil karakteri sebebiyle çok sevmiş. Derken Sultan ın öylesine itimadını kazanmış ki, bütün sultanlığın haznedarı tayin edilmiş ve en kıymetli ve zarif mücevherler, taşlar ona emanet edilir olmuş. Bu gelişmeyi gören saraylılar ise durumdan pek rahatsız olmuşlar. Hasretleri ve kibirleri yüzünden, sözüm ona basit köleye böyle bir mevki verilmesini ve kendi rütbelerine çıkarılmasını bir türlü hazmedememişler. 

               Bu duygular içinde, özellikle Sultan yakınlarındaysa ondan gün geçtikçe daha çok şikâyet etmeye başlamışlar ve asil ruhlu kölenin itibarını zedelemek için ellerinden geleni yapmışlar. 

              Bir gün Sultan ın huzurunda bir saraylının diğerine şöyle dediği duyulmuş; 

              -"Köle Ayaz ın sık sık hazineye gittiğini biliyor musun? Onun mücevherlerimizi çaldığından adım gibi eminim." Sultan buna inanmamış. 

              -"İşin aslını kendi gözlerimle görmeliyim" demiş. 

               Duvara küçük bir delik yaptırıp, içeride olanları seyretmeye hazırlanmış. Kölenin sessizce içeri girdiğini, kapıyı kapattığını ve sandığa gittiğini görmüş. Orada sakladığı küçük bir bohçaymış bu. Bohçayı öpmüş alnına koymuş ve sonra da açmış. İçinden çıkan, köleyken giydiği yırtık pırtık bir elbise! Aynanın karşısına geçmiş. Kendi kendine, 

             -"Daha önceleri bu elbiseyi giydiğin zamanlar kim olduğunu hatırlıyor musun?" diye sormuş.

             -"Bir hiçtin sen... Hepsi hepsi satılacak bir köleydin ve Allah, Sultan ın eliyle sana rahmetinden belki de hiç hak etmediğin nimetler lütfetti. Asla nereden geldiğini unutma! Çünkü mal mülk insanın hafızasını uçurur, unutuluşlara sürükler. Şimdi sen de, nimetçe sende aşağıda olanlara kibirle bakma ve daima hatırla Ayaz, hatırla!" 

               Sandığı kapatmış, kilitlemiş ve sessizce kapıya doğru yürümüş. Hazine dairesinden çıkarken birden Sultan la yüz yüze gelmiş. Sultan gözlerini Ayaz ın yüzüne dikmiş dururken, yanaklarından aşağıya yaşlar süzülüyormuş ve boğazı öyle düğümlenmiş ki, konuşmakta güçlük çekmiş; 

               -"Bugüne kadar mücevherlerimin haznedarıydın, ama şimdi... Kalbimin haznedarısın. Bana benim de önümde bir hiç olduğum kendi Sultanımın huzurunda nasıl davranmam gerektiği dersini verdin...." 

                Görev ve yetki vereceğiniz kişileri önemle seçmeniz gerektiğinin kıssadan hisse ile anlatıldığı güzel bir hikaye.. 

               İnsanlara makam, mevki verdiğinizde dikkat etmelisiniz. Bu göreve layık olmayanlara bu görevleri teslim ederek makamı ve makamın yetkisi dâhilindeki insanları yıpratabilirsiniz. Görev ve sorumluluk verdiğiniz insanlar ehliyet ve liyakat sahibi olduktan sonra, görevine sadakat ile bağlı olduktan sonra işin altından kalkılacağından şüpheniz olmasın. 

             Görev yetki ve sorumluluklarının bilincinde olan kafası çalışan insanlar, memlekete fayda noktasında her türlü fedakârlığın altına imza atarlar. Ama o makama layık olmayan insanlar o görevlere gelince makamın heybeti altında ezilir ve gerçek kişiliklerini ortaya çıkarırlar. 

          Ehliyet ve liyakat tan yoksun insanlar oturdukları koltukların görev ve sorumluluğu altında ezilmek yerine, bu görev ve sorumlulukları yerine getirmede daha fazla gayret sarf etmek yerine, kendilerinde bir keramet olduğu hissi ile hareket eder ne kadar boş kafalı olduklarını ortaya koyarlar. 

                Türk Dünyasının Merhum Başbuğu Alparslan TÜRKEŞ bey; 

                "Boş kafalı insanlar makam sahibi olunca, 

            O makamın kendilerine her çeşit kudret ve liyakatı sağladığını sanırlar..." 

                Sözleri ile boş kafalı insanlara görev ve yetki verilmemesi gerektiğini çok güzel ifade etmiştir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.