Vedat Demirbağ

Vedat Demirbağ

KAYBOLAN DEĞERLER..

İnsan yaşamının dolu geçmesi, birlikte yaşadığı çevrenin değerleri ile kendi değerlerinin örtüşmesinden, hayata bakış açısından, yaşamı doğru algılayıp birlikte yaşadıklarına doğru yansıtmasından değer kazanır.

İnsanın iyi, doğru, güvenilir, vefalı, sadık, saygılı, dürüst olması yaşam alanı içerisinde ham yakın çevresi hem de dışarından değerli olarak algılanmasına sebep olur. Toplum olarak önemsenen değerlerdir. Toplum tarafından insan değerlendirmeleri de yine bu değerler süzgecinden geçirilerek yapılır. Eskiler için bu değerler milletimizin başının tacıydı. “İtibar en büyük servet, doğruluk ise hazineydi.” 

Vefa İstanbul’da bir semt adı değildi veya bozacının markası olarak kullandığı bir sıfat da değildi. Dost bahçesinde açan solmayan bir çiçekti vefa. Namustu, şerefti, sözdü en değerli hazineydi beklide… Sevgi ve saygı yine en değerli hediyelerin başında gelirdi eskiden. Büyüklerin küçükleri sevmesi, başını okşaması bir yüzünde bir tebessüm belirmesi küçükler için dünyalara bedeldi. Yine küçükler tarafından büyüklere gösterilen saygı, hürmet büyükler için çok muteberdi. Ahlaklı olmak bir erdemdi. Ahlaksızlık yüz karasıydı bu toplumda.

 Çalışmak, emek sarf etmek alın teri dökerek bir şeylere sahip olmak bir onurdu eskiden, tembellik ise toplumun yüzkarası, maskarası olmaktı düşmanının. 

Şükretmek, kanaatkâr olmak dilin nefesiydi, kulakların küpesi, kalbin ise yaşan havasiydi... Mal, mülk, makam, saltanat, dünya malı sadece dünyevi şeylerdi. Şimdiki gibi insanlıktan çıkaracak insana insanlığını unutturacak değerler değildi. Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardı eskiden, şimdi ölüm döşeğindekine bir bardak su vermez hale geldik. 

Dostluk vardı, yoldaşlık vardı eskiden, adam satmadan yola çıkmak vardı. Dostları önemsemek her şeyden önce gelirdi. Dostluklara helal getirilmezdi eskiden. Değeri yoktu ölçülmezdi dostluklar. 

 Kısacası değerlerimizi yitirdik, 

Özümüzden uzaklaştık.

Maddenin kontrolünde ve yönetiminde bir toplum haline geldik. Taş yığınları binalar içinde taşlaşmış bedenlerimiz ile insanlıktan uzaklaştık. 

Komşuluğu, dostluğu, vefayı, sevgiyi-saygıyı unuttuk, 

Kanaati-şükrü unuttuk, 

iyiyi-doğruyu unuttuk. 

Kısacası insanı insan yapan bütün olumlu değerleri unuttuk yada unutturulduk. 

Sömürü düzeninin birer tüketim canlısı haline geldik. 

Çevremizle ilişkilerimizi kestik, yardımseverliği unuttuk. 

Değer yargılarımızı değiştirdik.

Milleti, Vatanı, Bayrağı unuttuk. 

Üzerine basarak her gün dolaştığımız toprağın altında yatanı unuttuk.

Şehitleri unuttuk, ölmüş anamızı babamızı unuttuk.

Ailemizi, yakınlarımızı, sevenlerimizi unuttuk.

Dünya malının şehveti arasında, körelen gözlerimizle doğruyu görmeyi unuttuk.

Maddenin sesine kapılarak bize çok güzel fısıldaşan doğa seslerini unuttuk.

Göremediğimiz ve duyamadığımız için hissetmeyi unuttuk.

 Netice itibarı ile hayatta değer verdiğimiz ve önemsediğimiz şeyleri tekrar gözden geçirmeniz dileği ile güzel bir hikayeyi sizlerle paylaşıyorum..

  Selametle…

 “Bir gün New York ta bir grup iş arkadaşı, yemek molasında dışarıya çıkar. Gruptan biri, Kızılderili dir. Yolda yürürken insan kalabalığı, siren sesleri, yoldaki iş makinelerinin çıkardığı gürültü ve korna sesleri arasında ilerlerken, Kızılderili, kulağına çırçır böceği sesinin geldiğini söyleyerek çırçır böceği aramaya baslar. Arkadaşları, bu kadar gürültünün arasında bu sesi duyamayacağını, kendisinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam eder. Aralarından bir tanesi inanmasa da, onunla aramaya devam eder. 

 Kızılderili, yolun karşı tarafına doğru yürür, arkadaşı da onu takip eder. Binaların arasındaki bir tutam yeşilliğin arasında gerçekten bir çırçır böceği bulurlar. Arkadaşı, Kızılderili’ye: “Senin insanüstü güçlerin var. Bu sesi nasıl duydun?” diye sorar. Kızılderili ise; bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek olmadığını söyleyerek, arkadaşına kendisini takip etmesini söyler. Kaldırıma geçerler ve Kızılderili cebinden çıkardığı bozuk parayı kaldırımda yuvarlar. Birçok insan, bozuk para sesini duyunca sesin geldiği tarafa bakarak, onun ceplerinden düşüp düşmediğini kontrol eder. Kızılderili, arkadaşına dönerek:

 -“Önemli olan, nelere değer verdiğin ve neleri önemsediğindir.

  Her şeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin.” der.” 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.