Vedat Demirbağ

Vedat Demirbağ

FARENİN DERS VEREN ÖYKÜSÜ

Evin minik faresi, duvardaki çatlaktan bakarken çiftçi ve eşinin mutfakta bir paketi açtıklarını gördü.  Kendi kendine:

         - İçinde hangi yiyecek var acaba ?" diye düşündü. Bir süre sonra gördüğü paketin bir fare kapanı olduğunu anladığında yıkılmıştı. 

            - "Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı var!" diye bağırarak telaşla bahçeye fırladı. 

            Minik fareyi telaş içinde gören tavuk, umursamaz ve bilgiç bir tavırla başını kaldırdı ve gıdakladı:

           - “Zavallı farecik... Bu senin sorunun, benim değil. Bana bir zararı olamaz küçücük bir kapanın” dedi. Tavuktan destek bulamayan farecik bu sefer telaşla domuzun yanına koştu ve;

            - "Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı var!" diye adeta çırpındı. Domuz anlayışla karşıladı ama;

          - “Çok üzgünüm fare kardeş ama dua etmekten başka yapacağım bir şey yok. Dualarımda olacağından emin ol" dedi.  Minik fare çaresizlik içinde ineğe döndü ve;

            - "Evde bir fare kapanı var, evde bir fare kapanı var!" dedi. İnek;

            - “Bak fare kardeş, senin için üzgünüm ama beni ilgilendirmiyor.” dedi. 

            Sonunda farecik, başı önde umutsuz şekilde eve döndü. Çiftçinin fare tuzağı ile bir gün tek başına karşılaşmak zorunda olduğunu anladı. 

         O gece evin içinde sanki ölüm sessizliği vardı. Minik farecik aç ve susuzdu. Tam yorgunluktan gözleri kapanacaktı ki birden bir ses duyuldu. Gecenin sessizliğini bölen gürültü, fare kapanından  geliyordu. 

           Çiftçinin karısı, ne yakalandığını görmek için yatağından fırladı ve mutfağa koştu. Karanlıkta kapana, zehirli bir yılanın kuyruğunun kısıldığını fark edememişti. 

          Kuyruğu kapana kısılan yılanın canı yanıyordu ve aniden çiftçinin karısını ısırdı. Çiftçi, karısını apar topar doktora götürdü. Doktor zehiri temizledi sardı. Çiftçi karısını eve getirdi, yatırdı. Karısının ateşi yükseldi ve bir türlü düşmüyordu. Kadıncağız ateş ve ter içinde kıvranıp duruyordu. 

           Böyle durumlarda taze tavuk suyunun gerekli olduğunu herkes bilir, çiftçi de bıçağını alıp bahçeye koştu. Karısı taze tavuk suyu çorbasını içti, biraz kendine geldi. Karısının hastalığını duyan komşular ziyarete geldiler. Onlara ikram etmek için çiftçi domuzunu kesti. Çiftçinin karısı gittikçe kötüye gidiyordu.  Yılan, belli ki çok zehirliydi. Birkaç gün sonra çiftçinin karısı iyileşemedi ve öldü. 

            Cenazesine çok sayıda kişi gelince hepsine yeterli et sağlamak için çiftçi ineği mezbahaya yolladı. 

            Fare tüm bu olanları büyük üzüntü ile duvardaki deliğinden izledi. 

        Birisi,  sizi ilgilendirmediğini düşündüğünüz bir tehlike ile karşı karşıya ise tehlike bir gün hepimiz içindir unutmayalım…

          Kıssadan hissede çıkarılacak birçok ders var.

         Yukarıdaki hikâyeye baktığımızda belki sadece küçük bir ev faresini yakından ilgilendiren fare kapanı sorununun çiftlikteki bütün hayvanları nasıl etkilediğini göstermesi bakımından güzel bir hikaye.

        Yaşadığımız çevredeki sorunlarda aslında bu ve benzeri olayların bir bütün olarak yaşanabileceği hikâyelerden ibarettir. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” veya         “Her koyun kendi bacağından asılır” mantığı doğru bir yaklaşım değil. Ne İslam inancında nede Türk töresinde bu davranış tarzı toplumsal kabul görmeyen davranışlardır. Bizim töremizde “komşu aç iken yatılmaz”, “düşene bir teke vurulmaz” vs gibi davranışlar kavramsallaşarak bir hayat felsefesi haline gelmiştir.

          Bizler kalem tutmaya çalışan âcizane karınca kararınca, dilimiz döndüğünce ifade etmeye çalıştıklarımızı kalem yolu ile de okuyucularımıza aktarmaya gayret ediyoruz. 

      Maksadımız çokbilmişlik taslamak veya kendimizi tek belirleyici ve yön verici konumuna sokarak toplum mühendisliği yapmak değil haşa… 

           Ama içinde yaşadığımız topluma karşı, Türk Milletine karşı, Türk Devletine karşı, geçmişimize karşı, ailemize, komşumuza, dostlarımıza, arkadaşlarımıza kısacası hayatı birlikte yaşadığımız, aynı havayı soluduğumuz insanlara karşı bir sorumluluğumuz olduğuna inandığımız için yazıyoruz.

             Sürçü lisan ettiysek af ola...

             Selametle …

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.