Vedat Demirbağ

Vedat Demirbağ

EMPATİ

Empati, bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır. Basit gibi gözüken bu tanımın gerisinde pek çok kuramsal öğe bulunmaktadır ve belki de bu yüzden söz konusu tanıma ulaşılması oldukça zaman almıştır. Bir kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakması, o kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlaması, hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi sürecine "empati" adı verilir. 
 
Malum yaşadığımız süreç içerisinde insanoğlunun içinde bulunduğu sosyal, kültürel ve psikolojik durum dünyayı sadece kendi merkezli bir yapıda algılamasına sebep olmaktadır. Bu algı gitgelleri içerisinde bazen kendimize yapılmasını istemediğimiz birçok tavır, davranış ve tutumları çok rahatlıkla başkalarına yapmaktayız. Olayları ve karşılaştığımız durumları sürekli kendi perspektifimizden değerlendirmekteyiz. Karşılaştığımız problemlerde hemen önyargı ipine sarılmakta, sorgusuz yargılama ve kusur bulma gibi sıradan hastalıklarla yaşamı sürdürmekteyiz.  
 
Yaşam alanımızın her karesinde, her hangi bir konuda her hangi bir olayda karşıdakinin ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışmaktansa, onun ne yapmasını istiyorsak öyle anlamlandırmaya çalışıyoruz. Gerek şahsi münasebetlerimizde gerekse de her türlü içtimai olayları değerlendirmede veya herhangi bir ilişkide sağlıklı bir iletişimin kurulabilmesinin en temel iletişim faktörüdür “Empati”. 
 
İnsanoğlu davranış, duygu ve tavırlarının sebeplerini araştırırken hep kendi dışında gelişen olaylar ve başkalarının davranışlarında aramıştır. Bu da insanoğlunun duygu ve davranışlarının kendi kontrolünde olmadığını kabullenmesidir.  
 
Genelliklede insan ilişkilerini etkileyen başlıca faktör özelde iletişim süreci ve iletişim çatışmasına neden olan bu yanılgıdır. İnsan iletişiminde yaşanan bu kargaşadır. Toplumdaki her insan kendi tavır ve davranışının mimarıdır. Dış dünyayı algılamamıza neden olan etmenleri yetiştiğimiz aile, komşularımız, arkadaş çevremiz, cinsel kimliğimiz, dini inançlarımız, aldığımız eğitim, mesleğimiz, sosyal çevremiz diye tanımlayabiliriz. Yaşadığımız bu dış dünya bizim hayatı ve dünyayı algılamamızda etkilidir. Toplumsallaşma dediğimiz bu süreçte, yaşamımız, olumlu ve olumsuz değerlendirmelere göre belirginleşir. 
 
İnsanlar dış dünyayı hayatlarında gerçekleşen olumlu ve olumsuz olaylara göre algılarlar. Değerlendirmelerini de bu iki unsura göre yaparlar. Meydana gelen bu algılamalar insanın kendi doğrularıyla alakalıdır. Bu nedenle iletişim kurmak, karşımızdakinin farklılıklarını anlamaya çalışmakla ilgilidir. 
İnsanlar yaşadığı toplumda hem kendisi ile hem de diğer bireylerle sosyal yaşam içinde iletişim kurarlar. İnsanların iç davranışları, dış dünya ile olan ilişkilerini de etkiler içinde yaşadıkları toplumun bireyleriyle olan ilişki ve davranışlarını da etkilerler. Bu tavır ve davranışlarımız iletişimlerimizi her safhada olumlu veya olumsuz etki yaparlar. Nasıl bir ailede yetiştiğimiz, nasıl bir eğitim aldığımız, dünyaya bakış açımızı, insanları, olayları, olguları nasıl algıladığımızı belirler. 
Bu nedenle, her birey kendi başına bir dünyadır, fakat yaşadığı dünyanın içinde bir dünyadır. Birçok farklı özelliklere, bilgi birikimine, cinsel ve kültürel kimliğe sahip insanın birbiri ile iletişim kurabilmesi, anlaşabilmesi için Empati kurma becerisine sahip olması ve insanlarla kurduğu iletişimde bu becerisini kullanmayı istemesi ve uygulaması, iletişimle ilgili sorunların azalmasına yardımcı olacaktır. 
 
İletişime geçmeden önce karşımızdaki kişinin haleti-ruhiyesini, maddi ve manevi pozisyonunu, önceliklerini anlamaya çalışmalı ve kendimizi onun yerin koyarak onun yerinde ben olsam ne yapardım, nasıl anlardım, nasıl davranırdım, nasıl tepki verirdim, gibi soruları hesap ederek iletişim kurmaya çalışırsak daha verimli bir sonuç alabiliriz.  
 
Bir insana sempati duymak demek, o insanın sahip olduğu duygu ve düşüncelerin aynısına sahip olmak demektir. Karşımızdaki kişiye sempati duyuyorsak, onunla birlikte acı çekeriz ya da seviniriz. Empatide temel prensip karşımızdakinin duygu ve düşüncelerini anlamaktır. Sempatide esas olan kişinin yerine kendimizi koymamız ve onu anlamamız değildir, sempatide "yandaş" olmak esastır. Empatide ise iletişim kurulan kişi ile aynı duygu ve düşünceleri paylaşmak gerekmez, sadece onun yerine kendini koyarak onun haleti ruhiyesini-duygularını-düşüncelerini anlamaya çalışırız. Bir insanı anlamak başka şeydir, ona hak vermek başka şey. Empatide anlamak, sempati de ise anlamış olalım ya da olmayalım, karşımızdakine hak vermek söz konusudur. Satırlarıma empatiye uygun bir güzel masal ile son veriyorum selam ve dua ile. 
 
“Göğsü kınalı bir serçe varmış. Gök gürlediği zamanlar tir tir titreyerek yere yatar, gök yıkılmasın diye de ayaklarını havaya kaldırırmış. Bir yandan da "korkumdan kırk kantar yağım eridi" dermiş. Bir gün birisi demiş ki "sen kendin beş dirhem gelmezsin; nerden oluyor da kırk kantar yağın eriyor?" Bunun üzerine serçe şu cevabı vermiş; “Herkesin kendine göre dirhemi, kantarı var; siz ne anlarsınız".  
 
 Yukarıdaki kıssadan hissede anlatılan en önemli öğe; Her insanın “hatta her canlının” olaylara kendine özgü bir bakış açısı vardır. Dışarıdan baktığımızda insanların bu algısını göremeyiz ve bu yüzden de karşımızdakinin bazı davranışlarına anlam veremeyiz. Kendimizi karşıdakinin yerine koyup olaylara onun gözüyle bakabilirsek, onun duygularını ve düşüncelerini anlamamız, dolayısıyla da davranışlarına anlam vermemiz daha kolay olur. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.