Vedat Demirbağ

Vedat Demirbağ

Doğru anlamak

İnsanoğlunun fıtratından mı? dır. Yoksa kişisel özelliğinden mi? dir, bilinmez ne hikmetse hep hatayı karşı tarafa yükler, kusurun karşıda olduğunu iddia eder. Hiçbir zaman kendimizi sorgulama ihtiyacı içerisine girmez. Belki kabahat ve kusur bizdedir diyen hiç aklımıza gelmez. Olumsuz ne kadar davranış ve alışkanlık varsa hep karşımızdakilere layık görürüz.

Atalarımızın dediği gibi aslında önce iğneyi kendimize sonra çuvaldızı karşıdakine batırabilsek bütün mesele hallolacak. Hemen suçlamak yerine belki kendimizi karşıdakinin yerine koyup onu anlamaya çalışsak yaşam daha bir güzelleşecek.

Her zaman için kendisini mükemmel sanmak ve buna inanarak çevresindekileri eksik görmek, hata veya kusur aramak bir nevi hastalıktır. Bunun belirgin özellikleri hemen hemen bütün insanlarda mevcuttur. Bireysel manada toplum ilişkilerimizi düzenlerken, davranışlarımızı, konuşmalarımızı, kararlarımızı karşıdakini anlayarak yaparsak hem daha doğru anlaşılacak hemde daha düzeyli bir insan ilişkisi kurmuş olunacaktır.

Toplumsal yaşamımızda karşıdakini anlamadan kendimizdeki eksikliklere göre değerlendirip onun hakkında karar verirsek yanılma olasılığımız oldukça artar. Yanılma olasılığının artması demek insan ilişkilerinden mutsuzluğu ve yalnızlaşmayı hızlandırır.

Bu yüzden siz değerli dostlarıma tavsiyem önce karşıdakini yargılamadan kendinizi bir kontrol edin. Düşünce ve kararlarınızı duygularınızın baskısı altında değil akıl ve mantık süzgecinden geçirerek ifade edin. Karşıdakini doğru anlamaya bakın, doğru anlamadığınız hakkında doğru olarak karar veremezsiniz, yanılma olasılığınız artar. Doğru anladıklarınız ile iletişiminiz daha bir güzel olur, hem siz hem karşınızdaki bu iletişimden oldukça haz alır. Her iki taraf içinde netice pozitif olur.

Doğru anladıklarınız hakkında doğru kararlar verirsiniz.

Daha mutlu bir hayat için önyargılardan uzaklaşın, anlayarak, dinleyerek, sorgulayarak karşınızdakileri değerlendirin. Belki insanlarda gördüğünüzü sandığınız eksiklikler kendinize yakıştıramadığınız ama sadece sizde olan eksikliklerdir.

Sizleri daha fazla yormadan konu ile alakalı olduğuna inandığım bir fıkra ile baş başa bırakıyorum..

Selametle…

“Adamın biri”

Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş. Ona nasıl yaklaşması gerektiğinden emin değilmiş.

Bu durumu konuşmak için aile doktorunu aramış; doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş.

-"Yapacağın şey su, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra 20 adım; cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla…

"O aksam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya koymuş. 40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş;

- "Hayatım bu akşam yemekte ne var?"

Cevap yok Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu tekrarlamış;

- "Hayatım bu akşam yemekte ne var?"

Gene cevap yok Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesafe 20 adım ve tekrar sormuş;

-"Hayatım bu akşam yemekte ne var?"

Hala cevap yok Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesafe iyice azalmış ve soruyu tekrarlamış;

-"Hayatım bu akşam yemekte ne var?"

Gene cevap alamamış Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş;

-"Hayatım bu aksam yemekte ne var?" kadın yüksek sesle;

-"Hayatım beşinci kez söylüyorum, Tavuk"

Hikâyenin ana fikri: Belki de genelde düşündüğümüz gibi problem daima karşımızdaki kişilerde olmayabilir. Problemlerin sebebini birazda kendimizde aramalıyız…

 

NOT: Türkiye Cumhuriyetin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve büyük mütefekkir Osman Yüksel Serdengeçti’yi rahmet ve minnetle anıyoruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.