Vedat Demirbağ

Vedat Demirbağ

DİNLEMEK... ANLAŞILMAK...

YARGILAMAK İçin Bilmek,

BİLMEK İçin Anlamak,

ANLAMAK İçin Dinlemek Gerekir…

 

Dinlemeyenin, Kimseyi Yargılamaya HAKKI YOKTUR !!!

 

Evet, yukarıdaki mısralardan da anlaşılacağı üzere, insanları anlayabilmek için dinlemek gerekir. Dinlemediğiniz insanlar hakkında sadece önyargılarınız veya başkalarının gözü kulağı ile algıladığınız kadar yorum yapabilir, değerlendirmelerinizi ve yargılamalarınızı da başkalarının düşüncelerine göre yapmış olursunuz.

Şimdi düşünüyorum da, insanoğlu muhatabını dinlemeden yargılayarak, ne kadar doğru karar ve hüküm verebilir ki. Mahkemelerimizde iddia makamı iddialarını sırladıktan sonra savunma makamı da bu iddialara karşı kendini savunma hakkına sahiptir. Böylelikle hâkim yani adaletin tescil makamı daha doğru karar verebilecektir.

Toplum olarak her zaman için önyargılarımızla hareket ettiğimiz için genel kanaatlerimiz ve kararlarımız, duygusal algılarımız ve kişisel değerlendirmelerimiz doğrultusunda gerçekleşir.

Hep konuşmayı seven bir toplumuz, dinlemeyi çok sevmiyoruz. Dinlemeyi sevmediğimiz için karşımızdakini de anlamakta sıkıntılar çekiyoruz. Anlamadıklarımızın da bizi doğru anlamasını engellemiş oluyoruz. Belki biraz dinlemesini öğrensek, karşıdakilerin kendisini ifade edebilmesine zemin hazırlasak, daha kolay anlayacak, değerlendirmelerimizi ve tahlillerimizi daha doğru zemine oturtacağız.

Bazen kafamızdaki düşünceler birbirine siyah ile beyaz kadar zıt olduğu hâlde, bu iki karşı anlamı, kavram yanlışlığı sebebiyle aynı kelimelerle ifade ediyor, görünüşte anlaşıyoruz, daha doğrusu anlaştığımızı zannediyoruz; ama birbirimizi anlamış olmuyoruz. Karşılıklı olarak insanların birbirisini dinlemeden anlaması ne kadar mümkün olabilir ki; söz konusu dinlemek ve anlamak olunca aklıma gelen Kıssadan Hisseyi de paylaşmadan edemeyeceğim.

“Dervişin biri, pencereden aşağıya bakıyormuş. Yoldan geçen bir başka dervişi görmüş. Göz göze geldiklerinde, yukarıdaki, işaret parmağını aşağıya doğru indirmiş. Bunu gören öbür derviş de işaret ve orta parmaklarını "V" harfi biçiminde açarak yukarıya doğru bir kol hareketi yapmış.

Sonra birbirlerine gülümsemişler.

Sokaktaki derviş yürüyüp gitmiş yoluna.

Bu durumu uzaktan izleyen bir adam, işin aslını merak etmiş. Gitmiş, pencereden bakan dervişe,

-"Sen ne demek istedin, o ne cevap verdi?" diye sormuş. Derviş, şu açıklamayı yapmış:

-"Ben, Aşağıya inersem senin gözlerini oyarım. dedim. O da anladı,

-“Ben de yukarıya gelirsem seninkileri oyarım. dedi."

Meraklı adam, bu defa öbür dervişe gidip aynı soruyu sormuş. Onun açıklaması ise şöyleymiş:

-"Yukarıdaki bana işaretle, Gökten yağmur yağarsa ne olur? diye sordu. Ben de, iki parmağımı yukarı kaldırarak,

-“Yerden otlar biter.” cevabını verdim.

Elbette biz, hikâyedeki iki derviş gibi işaret diliyle konuşmuyoruz, ama bazen öyle bir dil kullanıyor, birbirimizi o kadar yanlış anlıyoruz ki, o sevimli dervişlerden farkımız kalmıyor. Bu kavram kargaşasını önlemek için, karşımızdaki kişiye, söylediği sözün temeli olan kelimeleri hangi anlamda kullandığını sormalı, neleri kastettiğini, neleri kastetmediğini öğrenmeliyiz. Kendimiz de düşüncelerimizi açıklarken, önemli kavramları hangi anlamda kullandığımızı açık seçik belirtmeliyiz.

 

Doğru anlamak için dinlemeli, anlamadıklarımız sormalıyız,

Doğru anlaşılmak içinde yerinde ve doğru kelimelerle konuşmalıyız…

NOT: KENTSEL DÖNÜŞÜMÜ DOĞRU ANLAMAK İÇİN 15 ARALIKTA SAAT 19:00 DA FIRAT UNİVERSİTESİ ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİNDE (AKM) DE DÜZENLENEN KONFERANSA BUTUN OKUYUCULARIMIZI BEKLİYORUM

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.