Vedat Demirbağ

Vedat Demirbağ

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

Çanakkale zaferi ile alakalı yazacak çok şey var aslında…

           Ecdadımızın tarihinde özelikle haçlı zihniyetine karşı vermiş olduğu, tarih açıp tarih kapatan savaşlar içerisinde Çanakkale boğazında yaşanan mücadele dünya tarihine geçen en büyük savaşlardan birisidir.

           Bir millet, bütün imkansızlıklar içerisinde varlık yokluk kavgası anlamına gelen bir savaşı canı pahasına vermiştir. Verilen 250 bin küsür şehit, belki bir o kadar yaralı, ama bu millet Çanakkale de düşmana geçit vermemiştir. Bu muhteşem savaşı veren Kahraman  Türk şehitleri için Rahmetli Mehmet Akif ERSOY tarafından yazılmış şiiri sizinle paylaşıyorum..


Çanakkale Şehitlerine

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi? 

En kesif orduların yükleniyor dördü beşi. 

-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya- 

Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya. 

Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! 

Nerde-gösterdiği vahşetle bu: bir Avrupalı  

Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, 

Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi! 

Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer, 

Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer. 

Yedi iklimi cihânın duruyor karşında, 

Avusturalya yla beraber bakıyorsun: Kanada! 

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk: 

Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. 

Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ... 

Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ! 

Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil, 

Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil, 

Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına; 

Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. 

Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... 

Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz. 

Sonra mel undaki tahribe müvekkel esbâb, 

Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb. 



Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı; 

Beriden zelzeleler kaldırıyor a mâkı; 

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; 

Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. 

Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam, 

Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam. 

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer; 

O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer... 

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak, 

Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak. 

Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller, 

Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller. 

Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere, 

Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre. 

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... 

Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler! 

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; 

Alınır kal â mı göğsündeki kat kat iman? 

Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm? 

Çünkü te sis-i İlahi o metin istihkâm. 



Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler, 

Beşerin azmini tevkif edemez sun -i beşer; 

Bu göğüslerse Hudâ nın ebedi serhaddi; 

O benim sun -i bedi im, onu çiğnetme dedi. 

Asım ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek: 

İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek. 

Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... 

O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar, 

Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, 

Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! 

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! 

Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. 

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi... 

Bedr in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi. 

Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın? 

Gömelim gel seni tarihe desem, sığmazsın. 

Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb... 

Seni ancak ebediyyetler eder istiâb. 

Bu, taşındır diyerek Kâ be yi diksem başına; 

Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; 

Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle, 

Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle; 

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, 

Yedi kandilli Süreyyâ yı uzatsam oradan; 

Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına, 

Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, 

Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem; 

Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem; 

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... 

Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana. 



Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini, 

Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin i, 

Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran... 

Sen ki, İslam ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, 

O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın; 

Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın; 

Sen ki, a sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât, 

Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât... 

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, 

Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.


Mehmet Akif Ersoy

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.