Vedat Demirbağ

Vedat Demirbağ

Babamı Özledim

Bugün 16 Haziran Takvimlere göre “BABALAR GÜNÜ” yani senede bir gün hatırlanması gereken; oysa babalarımız 365 gün, 57 hafta, 12 ay, 24 saat çocuklarını aklından çıkarmadan yaşıyor.

Yaşarken babalarımıza beklide yeteri derecede ne sevgimizi nede hislerimizi belli edemedik.  Sanki hep yanımızda kalacak gibi, hep başımızda gölge edecek gibi düşündük. Ölümlü dünyanın bir gün bizi yapayalnız ve kimsesiz bırakacağı akıl bile edemedik.

Üstat Necip Fazılın dediği gibi;

Komutansız kaldık savaşın ortasında….

Çünkü babasız kaldık…

Canım babam seni bize bıraktığın o büyük ismine şükran ve minnetle sahip çıkmaya çalışırken seni rahmetle anıyorum…

Mekanın cennet olsun….

Benim gibi BABASII özleyenler için değerli sanatçı dostum Ahmet ŞAFAK’ın şiirini sizlerle paylaşıyorum…

 

“Her yağmur yağışında, her güneş batışında 
Hatıralardan babam süzülür gözüme gelir,
Sessiz yaşamış, sedasız ölmüşlerdir.
Ana şefkati yanında okunmaz esâmeleri.
Babalar ölüm meleği konduğunda ocağın ortasına, fark ettirirler kendilerini…
Çile, boğuşma, emek ve kavgayla geçen bir ömürden arta kalan sessiz bir vedadır bu;
Yüklenir çağa-çoluk aşkına, hayatın yükünü,
Anamın arkasında bir dağ, kolu kanadın ocağın üstünde,
Anamın dağı çökmüştür; sarsıntıyı anlamaz çocuk yürekler…
Hayat, yedi düvel askeri gibi üşüşmüştür üstümüze.
Babam vatan bellediği yuvasının dağ gibi dertlerine vurmuştur kendini 
Ve vurulmuştur Mehmetçik gibi vakitsiz.

Gözlerimden akar damlalar, yağmur vurduğunda cama 
-Artık baba olduğumdan mıdır ne- oturur,
Babama değil kendime ağlarım…

Meğer gözyaşı da yakışırmış baba olduğunda erkek adama.
Yoksul evlerin canı imiş baba sevgisi,
Ve herkesin yüreğinde bazen bir bamteli kopmasıymış babanın yitikliği…
Hayat kendi hükmünü koyar derdi babam;
Bu hükümde sana bir müjde var baba!
Eylül fırtınasında senden kurtarabildiğim kitaplarımı; hayat, 
Bebe bisküvisi, ayakkabı, kalem, silgi…  
Ve ilaç fiyatına aldı benden;
Kitaplarımı sattım ve gözyaşımı içime attım.

Unuttum beni kaç kez tokatladığını,
Ve her tokadının ardından gizli gizli yandığını…
Sırtıma çevrilmiş pusuların önüne atılışını ve yüreğini koyduğunu canım yerine;
Babalar böyledir işte…
Bir sertlik kalkanıyla buğulanır yüzleri;
Gülmez gibidirler, çocuk şefkatini bilmez gibidirler..
Hayatımızın ilk yanılgısını alırız baba olduğumuzda.
Meğer kahkaha atmak isterlermiş,
Sarılmak minicik ellere, öpmek doyasıya ne çok hevesleriymiş.

Anam anlatırdı inanmazdık,
Bir su damlasının kayıp gitmesi gibi ellerimizden;
Ya da bir yıldızın yer değiştirmesi gibi gökyüzünde…
Yitirdikten sonra bir dağı, anladık,
Şimdi çek babam, çek diye bir mesel dudaklarımızda…
Çektikçe hayatın yükünü omuzlarımda,
Kederimi yatırmak isterim kabristana ve ağlamak isterim toprağına yüzümü vurup;
Bilirim kalkmasa da doğrulup
Yattığı yerden hisseder beni.
Üzerindeki otları kırçıl sakalları gibi okşarım.
Yağmur da yağarsa hani, iyi olur ha;
Birlikte ağlarız yitikliğimize…
Ve haykırırım ve söylerim bağırarak,
Yıllardır söyleyemediğimi:
“Baba!.. Duyuyor musun beni?
Baba olduktan sonra daha çok özledim seni,
Daha çok özledim seni,
Daha çok özledim seni!..”

Her yağmur yağışında,
Her güneş batışında hatıralardan babam süzülür, gözüme gelir.
Babam süzülür, gözüme gelir..
Babam süzülür, gözüme gelir…”

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.