İRADE

              Dündar Taşer merhum der ki; 
            "Ülkücüler için konjönktür diye bir şey yoktur, bizim için tek belirleyici unsur iradedir. Teşkilatçılığı ve lidere bağlılığı, ülkücü iradeye tahakküm olarak okuyup buna soyunan "koltuğa oturunca ayağı yere değmeyen kısa boylu adamlar" bilmelidirler ki, biz bu konuda sizden daha samimiyiz zira bizim lidere bağlılığımız konjönktür gereği değil iradidir."
              Milleti sevip yüceltme ülküsü olarak kısaca tanımlanan Türk Milliyetçiliği düşünce sistematiğinin en mütekâmil (en olgun ve rafine) hali olan Ülkücülüğün, birey açısından iyi bir insan olmak, toplumsal açıdan da milleti her alanda yüceltme görevi vardır. Sosyal hayatta örnek insan olan ülkücü, çağın gereği eğitimli donanımlı, bilgili, birikimli olmalıdır ki asıl hedefe ulaşmada taşıyıcı aks, yükselmede itici güç olabilsin.
Sağduyulu ve her türlü yandaşlık, karşıtlık tavrından uzak biçimde değerlendirdiğimizde; 
            Bugün, dünya, bölge, ülke ve millet meselelerinde her konuya verilecek cevaplar ile söylenecek sözler konusunda ne yazık ki gündemde değiliz. Medya ve düşün dünyasında yeteri kadar kalem ve söz erbabımız yok. İçine kapanmış, kendi iç hesaplaşmaları ve koltuk kavgalarıyla meşgul, Türkiye tasavvuru olmayan bir ekibin temsiliyetinde adeta oyunun dışında kalmış bir camiayız.
             Bu durumu anlayıp idrak ile gereğini yapma yerine, hep başkalarının yaptıklarına atıflarla herkesin bize düşman olup kurduğu tuzaklarla, esasen çoğunun kayda değer bulmadığı mevcut yapısına, cümle alemin hasmane tutum ve davranışlarıyla, imkan olduğu halde kurulmayıp da medyada olmadığımızla, hâsılı başarısızlığın asli sorumlusu olanları masum sayıp,hep başka omuzlara yüklenmesiyle izah ediyoruz.
Oysa merhum Taşer, girişteki cümlesinde bunların laf-ü güzaf olduğunu 40 yıl önce söylemiş ve sebebin konjönktür yani her türlü dış şarttan ziyade, ülkücü irade olduğunu vurgulamıştır.
              Peki bu iradenin sahipleri olan ülkücüler, ferden ferda üzerine düşeni yapıyorlarmı ki şikayete ya da yerinmeye hakları olsun? Kanaatimce hayır... Sosyal ve kısıtlı yazılı medyada ortaya konulan kendi bulunduğu yere göre anlam yüklediği ülkücülüğü, resmileştirip diğerlerini dışlayarak, hatta ağır benzetmeler, hakarete varan hitaplar, hainlikle suçlamaya varan yargılar dışında fikir serdedemeyen üç-beş kalem ya da söz sahibinin, çok sevdikleri ‘’ülkücü hareket engellenemez’’ sloganındaki engelin kendileri olduğunu hiç düşünmeden yazıp çizmeleri, kime, neye yarıyor ve kime hizmet eder.

            Kurumsal yapılarda korunma reflekslerinin olacağı gerçeklik olsa da, aslolan kurumun varlık sebebidir daima- ki o da milleti sevip yüceltme ülküsüdür-. Ülkücüyü sevmeyen bir yapının, milleti sevmesi, Türkiye Türklüğünü bir araya getirememiş bir yapının da Turan ideali olması imkânsızdır. Çoktandır adının anılmaması da, belki bundandır.

            Siyasi partiler millete hizmetin birincil aracıdır. Siyasette erki elde etme sanatıdır. İnsan en kolay kendini kandırırmış. Başarısızlığa bulunsa da onlarcası, hiçbir mazeret başarının yerini tutamazmış. İçi boş kutsanmış lakırdılar, sloganlar yerine hiç değilse bugünlerde düşünce ve hayatta karşılığı olan sözler söylemeliyiz. Medyada, sosyal hayatta, üniversitede, iş dünyasında, çarşıda, pazarda, köyde, kasabada her yerde acaba var mıyız? Ya da biz bu milletin neresindeyiz?

Not: Bu Yazı Emekli Hakim Kerim Yılmaz Beye aittir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.