BAKLAYI DİLİNİN ALTINDAN ÇIKARMAK…

Vaktiyle Derviş Mehmet adında biri varmış. Derviş gayet küfürbaz imiş.

Herkes dervişin küfründen bıkmış. Hemen her gün derviş hakkında şeyhe beş on şikâyetçi gelirmiş.

Şeyh gayet sevilen ve nüfuzlu biri imiş.  Mehmet de şeyhine son derece hürmet edermiş. Edermiş ama şeyhinin bu kadar nasihatine, kendisinin bu kadar tövbesine rağmen yine de küfründen vazgeçmez imiş. Öyle bir huy olmuş ki ne kadar yemin etse yine kendini küfürden alamazmış.

Şeyh bakmış ki olacak gibi değil, Dervişin ağzına, dilinin altına bir bakla koymuş. Derviş, ne zaman küfür için ağzını açsa, dilinin altındaki bakla buna izin vermeyecek, o da küfürden vazgeçerek ağzını kapayacak.

Bunun gerçekten etkisi olmuş.  Derviş Mehmet ağzındaki bakla sayesinde küfür edemez bir hale gelmiş.  Bir gün şeyhiyle bir türbeyi ziyaretten dönüyorlarmış.

Bir evin penceresinden bir kız çocuğu bağırmış;

-"Aman şeyh efendi durunuz!"

Şeyh, müridi Derviş Mehmet ile durmuş. Hafif hafif yağmur da çiseliyormuş. Herhâlde evden bir gereği var diye beklemişler. Fakat aradan beş on dakika geçmiş, ne kapı açılıyor ne de çağıran oluyor. Bu arada yağmurda gittikçe artmaya başlamış. Şeyh, müridine git kapıyı çal demiş. Derviş Mehmet kapıyı çalıp işi anlayayım derken ikinci bir feryat;

-"Aman, Allah aşkına! Biraz bekleyiniz, şimdi bitecek."

Anlaşılan kadınlar içeride iyice örtünmediler veya odaları topluyorlardır ya da önemli bir sebep vardır diye şeyh ve müridi beklemeye devam etmişler. Aradan yarım saat  geçmiş, yine ses yok. Hala yağan yağmurun altında ıslandıkları için iyice hiddetlenen şeyh bu sefer bizzat kendisi kapıya doğru gitmiş. Tam kapıyı çalacağı sırada pencereden bir ses;

 -"Şeyh efendi, işimiz bitti. Artık gidebilirisiniz." demiş. Yağmurun ıslaklığını sırtında hisseden şeyh hiddetle sormuş..

-"Peki kızım, bizi bu kadar zaman neye beklettiniz? "

-"Efendim, tavuklarımız kuluçkaya oturmuşlardı. Komşumuz ebe nine, tavuğun sahibi tarafından eğer bir süre büyük bir kavuğa bakılırsa civcivlerin tepeli olacağını söyledi. Onun için deminden beri annem sizin kavuğa bakıyordu!" 

Kız çocuğu bunu söylerken Derviş Mehmet, yalvarırcasına ve manidar bir şekilde şeyhinin yüzüne bakmış.

Bizim Şeyh, Derviş Mehmet'e, deyim halini alacak olan sözünü işte o zaman söylemiş:

-“Lan Derviş, çıkar dilinin altındaki baklayı!

 Şimdi diyeceksiniz ki durup dururken bu kıssadan hisse nerden çıktı…

Zaman zaman yazıyoruz çiziyoruz…

Birilerine batıyor mu? Nedir bilmem,

Ama her yazılandan kendi hissesine pay çıkaranlar oluyor…

Dilimiz döndüğünce, elimiz tuttuğunca doğru bildiklerimizi milletle paylaşmaya, dikkat çekilmesi gereken konularda doğru-yanlış, eksik-fazla bir şeyler ortaya koymaya gayret ediyoruz.

Haşa; sadece bizim yazdıklarımız doğrudur diye bir iddiamız yok. Ama doğru tespitler yapıp okuyucuların düşünerek kendilerinin karar vermesine yardımcı olmaya gayrete ediyoruz…

Bazen bizim yazdıklarımızdan millet alınmasın diye “dilimizin altına baklayı” koyup susuyoruz…

Yazmıyoruz…

Konuşmuyoruz…

Ama gördüklerimiz ve duyduklarımız karşısında sustukça bakla yüreğimize batıyor…

Yetti artık deyip…

Şeyhin söylemesini beklemeden BAKLAYI ÇIKARACAĞIM AĞZIMDAN…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.