Nurhat Halisdemir

Nurhat Halisdemir

GÜNDEM; ÇAY VE FİNCAN...

Ya yazılı  basında  dikkat çekici bir başlık altında yada  televizyonlarda, bir filmin tam ilgi çekici kısmında alt yazı ile geçer sondakika haberi gibi...

Konu ne olursa olsun adı bellidir...ve o haber mutlaka 
GÜNDEM olmuştur...

 ve akabinde birkaç ekabir takımı da oturur yorumlar, değerlendirir.
Hem de tam bilmiş edasıyla...sanırsın koltuklar dar gelecek beyimize...
Hakkıdır da hani o kadar kerte kerte oturmak, konuşmak bir bakıma... ne yalan söyleyelim, çünkü bu ülkenin bir bileni olmuştur...
Kanal kanal gezer; sorular aynı kalemden çıkmışçasına birbirinin benzeri gibi ve oturur gündemi değerlendirir. Hiçbir aklı selimde çıkıp sormuyor yahu bu ülkenin neden hep gündemi var diye ve neden aydemi yıldemi yok?

Sanki çay demliyor gibi tarifini de yapıyor; önce suyu kaynatacaksın, su kaynarken demliğin içine yeterince çay atacaksın ve attığın çayı da öncelikle yıkayacaksın ki tozu, çöpü gitsin. Daha sonra kaynayan suyun üzerinde yıkama işleminden geçmiş demlikteki çaya sıcak suyu boca edeceksin ama alıştıra alıştıra! Sindire sindire ki taşmaya. Ondan sonrada porselen fincanda içeceksin üfff değme keyfime...

İşte sana gündem! ve bir bilen adamın son icraatları...
Önceleri çok değil hani evvel zaman içinde deyip de başlanmayacak bir zaman dilimi içinde bu ülkede bir bilen sadece tek kişiydi, ama maşallah mantar gibi çoğaldılar ve hatta kendilerini teorisyen olarak da adlandırır oldular...Allah eksikliklerini vermesin!!!

Neyse bu çay ve demlenme faslından çıkalım da sinirleri germeyelim!

Yaşamı dibe vuranların veya tavan yapanların günübirlik yaşama hakkı olabilir. Her şeyini kaybetmiş bir insan için bütün günler aynıdır. Dünyadaki bütün zevkleri tatmış bir insan içinde bütün günler aynıdır. Biri günü kurtarmak için, yani "Bugünü de atlattık. Yarın Allah kerimdir." mantığıyla yaşasa da; diğeri "Bugünü diğer günlerden farklı kılmak için ne yapabilirim?" anlayışında olsa da; ikisi de sonuçta günü birlik yaşadıkları için aynı kaderi paylaşmaktadırlar.

Yaşamı dibe vuranlar ve tavan yapanlar toplumun sayı ve yüzde olarak çok küçük bir miktar ve oranını oluşturdukları için günü birlik olarak yaşamaları bir tehlike teşkil etmez. 

Asıl tehlike yıllardır toplumun çoğunluğunu oluşturan kesimleri ısrarla ve hızla, kaynağı hepimizce malum olan dış güçlerin desteğiyle günü birlik yaşama, günü birlik düşünme, olayları günü birlik algılama kaosu içine adeta zorla iteleyenlerdir. Safı belli olan bir kısım medya ve yazarları tarafından pompalanan gündem oluşturma, gündemden düşme, suni gündem kavramları bu tehlikenin en somut belirtileridir. 

Daha yirmi-otuz yıl öncesine kadar; Türkiye’nin beş yıllık kalkınma planları vardı. İnsanlarımızın hedefleri amaçları vardı. Çocuklara büyüyünce ne yapacakları sorulurdu. Aileler çocuklarının sayısı kadar ev almak için çırpınırlardı. Gençler genellikle baba mesleğini yürütecek şekilde yetiştirildi. Türkiye’nin ne Avrupa ülkeleri gibi gelişmesini tamamlamanın verdiği rahatlıkla "Vatandaşımın yaşam kalitesini yükseltecek, lüksünü artıracak neler yapabilirim?" gibi boş işlerle uğraşacak zamanı, ne de açlıktan hergün binlerce insanın öldüğü Afrika ülkeleri gibi sadece karnını doyurmakla yetinecek duruma düşecek zaafları olmamalıdır. 

Ama ısrarla bu noktaya sürükleniyoruz. Türkiye; ya Dünyayı sömüren bir ülke olacak, ya da açlığa talim eden bir Afrika ülkesinin kaderini paylaşacak. Aslında Osmanlı İmparatorluğu döneminde halkının büyük çoğunluğu yaşamını günü kurtarak sürdüren ve rızkını gün bulup gün yiyecek kadar kazanan bir toplum için hayatı günlük yaşamak hiçte yabancı bir olgu değildi. 

Oysa Atatürk’ün yaratmaya çalıştığı; devrimleri ile şeklini çizdiği, ilkeleri ile felsefesini oluşturduğu ve çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkmasını istediği, Türkiye bambaşka bir Türkiye idi. Onun Türkiye’sinde günü birlik hayat tarzı yoktu. Onun Türkiye’sinde başka ülkelerin zenginliklerine göz dikmek yoktu. Onun Türkiye’sinde zeki çalışkan insanlar vardı. Fen vardı. İlim vardı. Onun düşlediği Türk insanı için vakit nakitti.

Türk Milleti Misak-ı Milli sınırları içerisinde Allah’ın kendisine bahşettiği yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarını işleyecek, üretecek, ticaretini yapacak, milli sanayini oluşturacak, yakın ve uzak çevresiyle huzur içinde yaşayacaktı.

Bu amaçla önce; yüzyılların birikimi olan zaafları yenecek, süratle eğitim kültürünü oluşturacak, demokratik, sosyal bir hukuk devletini tesis ederek, devletin üniter yapısını bütün kurum ve kuralları ile işletecekti. Bu kutsal ülküyü gerçekleştirmek için, asla ve hiç kimse günlük düşünmeyecek, uzun vadeli planlar yapılacak, bu maksatla İzmir’de iktisat kongresi toplanarak milli menfaatlerin tahakkuku için milli hedefler oluşturulacak ve bu hedeflere ulaşmak için milli gücün unsurları azınlıklardan yerli sermayeye aktarılarak güçlendirilecekti. 

Günlük düşünmek günümüzde millet olamamış, aşiretten millete geçememiş insan topluluklarının karakteristik özelliğidir. Kökleri ise ilk çağlara dayanır. Mağara adamı için hayat güneş doğunca başlar, günlük hayat tüm ilkelliği ile yaşanır ve güneş batınca sona ererdi. İşte dış güçlerin Türk toplumu için uygun gördüğü yaşam biçimi budur.

Geçmişi olmayan veya olan geçmişini unutan ya da geçmişi unutturulan gruplar sadece bugünü yaşar ve geleceği düşünmez, bu nedenle de millet olamazlar, ama iyi bir mankurt olurlar. Millet olmuş uluslar ise gündem denilen aldatmaca ile aşiret olma yolunda geriye dönüş yaparlar. Milletin kutsallarıyla çatışmama adına birde Ilımlı İslam projesiyle, Türkiye geriye götürülerek millet olma yolundan ümmet olmaya yönlendirilmektedir. 

İnsanların-yazının başında söylediğimiz gibi- azınlık oldukları toplumlarda gündemi olabilir. Ama bırakın milleti, ailelerin bile gündemi değil; aydemi ve yıldemi olmalıdır. Milletlerin ise en azından, Millet olmanın gereklerini yerine getirebilmeleri için yüzyıldemi, binyıldemi olmalıdır. Milletler gündemleri ile ancak yüzyıldemlerine ne ekleyip ne ekleyemediklerini konuşmalıdırlar.

Atatürk "Maziyi bilmeyenler, hali tahlil edemez, istikbale hükmedemez." derken; bugünü, yarın ve dünle birlikte değerlendirmenin, insanlığın geleceğine yön vermek için temel esas olduğunu belirtmiştir. 

Geçmişimiz, geleceğimiz ve bugünümüz bir bütündür ve bize aittir. Gündemimizi sadece bugün üstüne kurarsak ve yaşanan her şeyi ibret almadan gündemden düşürürsek, Millet olma vasıflarımızı kaybederiz.

Türk Milleti’ni millet yapan; dil, ırk, tarih, yurt, köken ve ahlaki yakınlık birliği gibi değerlerini, günlük çıkar hesaplarına alet edersek; tasada, kaderde ve kıvançta nasıl birlik olabiliriz? Bu amaçla fikir ve emel birliğini nasıl gerçekleştirebiliriz? 

Gelişmiş ülkeler tarihsel süreçteki sömürge sistemlerini artık silahla değil; insanları ve gelişmekte olan ülkeleri açlıkla terbiye ederek, yeniden kurmayı planlamaktadırlar.

Ancak Türk Milleti’nin geçmişi tarihsel süreç içerisinde çok garip, dikkat çekici ve oldukça düşündürücü bir çizgi çizmiştir. Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki diğer imparatorluklar günümüzün zengin cumhuriyetleri olmalarına rağmen, genç Türkiye Cumhuriyeti açlıkla terbiye edilen, çok borcu olan, az gelişmiş ülke konumunda kalmıştır.

Sanırım bugün bir daha ve daha dikkatli bir şekilde İzmir İktisat Kongresinde Söylenenleri ve alınan kararları gerekçeleriyle beraber yeniden gözden geçirmek gerekiyor. O zaman “neler yapılıyor yada yapılmak isteniyor” daha net anlaşılır...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.