Nurhat Halisdemir

Nurhat Halisdemir

Gerçekler, kelimeler ve medeniyet…

 

 

Geçen hafta yazamadım. Malumunuz üniversitede öğretim üyesi olmanın şartları diyelim. Haliyle biriken konular oldu ve bu haftaki köşemi mümkün olduğunca kısa tutmaya, konuları ise daha keskin işlemeye çalışacağım…

Öncelikle “gerçek” kelimesi üzerinde durup daha sonra gerçeğe bağlı olarak kavramları, algıları ve olayları irdelemenin doğru olacağı kanaatindeyim.

Yaşayan bir canlıdır gerçek ve aynı zamanda da değişkendir. Haliyle canlı ve değişken olduğu için bir kere teslim alındı diye ebediyen kontrolümüzde olacak diye bir kayıt olmaz. Bu sebeple kişiler “gerçek”le olan savaşını kazanamaz ya da başka bir deyimle gerçekle savaşın sonu yoktur.

Zafer ise bu mücadelenin sürekliliğinde gizlidir!

Bugün ülkemizde gerçeğe bağlı olarak birçok yaşananlar var ki-dikkat edilmezse- maazallah sonu hüsranla bitecek olaylara gebedir…

Gezi olayları, terör, diaspora, tehdit, baskı, yönetimde başarısızlık, toplumu kamplara bölme…aklıma gelen ve yakın tarihimizde de benzerleri; gerek içte ve gerekse dışta yaşanan “gerçek”lerdir .

Bu ülkede yaşayan herkes bu gerçeklerle yüzleşmek ve gerektiğinde hesabını vermekle mükelleftir. Gerçeği tanımlarken canlı ve değişken olduğunu belirttik. İşte size bir gerçek daha!

Dün Cuma anneleri yürürken; bugün cumartesi anneleri ve gezi anneleri sokaklarda…

Ortak amaçları geleceğimiz olan çocuklarımızın haklarını annelik güdüsüyle aramak, kollamak!

Anneler sokaklara inmişse çok dikkat etmek gerek ve bu savaşın kazananı sürekliliğin kesintiye uğramamasıdır. İşte burada hükümet olayların büyümemesi için sürekliliği kesintiye uğratacak hamleleri ya da yaklaşımları “iyi niyetle” sergilemelidir…

***

Duymuşsunuzdur…

Söz ola kestire savaşı; söz ola kese başı!

İşte gizli hazine burada kelimedir ve kelimeyi nakış nakış işleyen söyleyenidir…

Kelime, ormanda uyuyan alımlı dilber; şair, uzaklardan gelen şehzade...

Ve kelime; gönülden gönüle köprü, asırdan asıra merdiven; şair; bir çilingir, gönül köprüsünün ilacı ve söylenilemeyenlerin tercümanı…

Şiir okumakla şair olunmaz!

Lakin şairinde her dediği dikkate alınmaz…

İyi-kötü kavramı burada da kendisini gösterir ve kelime iyi şairin elinde anlam bulur.

Devlet nezdinde Cüdaya erenlerin sonu kullandıkları kelimelerde gizlidir.

Bakın işte Menderes, Polatkan ya da Said Nursi, Nazım Hikmet gibi değerler hep bu yüzden ötekileştirilmişlerdir. Lafın kısası kullandıkları kelimeler başlarına bela olmuştur. Sayın başbakanın da söylemleri, kullandıkları kelimeler sıkıntı yaratır cinstendir ve “yedirmeyiz-ezdirmeyiz”  lafları havanda su dövmeye benzer. Geçmişte yaşanan vakaları bu ülkenin insanlarına yeniden yaşatmak devlet erkine de yakışmaz…

***

Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar…

Üstat ne güzel buyurmuş istiklal marşımızda değil mi?

Toplumların ya da devletlerin dünya arenasında arz-ı endam ederken seviyesini yada önceliğini belirleyen biricik kriterdir medeniyet…

Günümüzde medeniyet üç sütun üzerine inşa edilmiştir.

Süngü, açlık ve fuhuş;

Katılırsınız katılmazsınız ama bu benim görüşümdür!

Ve o yüzden bu üç sütun üzere yapılandırılan medeniyetler yok olmaya mahkûmdur. Bakın; Bolşevizm’in yıkılmasında bu üç unsur etkendir. Günümüzde ise sallantıda olan Çin, ABD, AB ülkeleri büyük çatlaklara gebedir bu konuda!

Fikrine ve duruşuna katılmadığım Mümtaz er Türköne’nin şu iddiasına ise yürekten katılıyor ve destekliyorum. Elazığ’da bir grup STK ve belediyenin öncülüğünde düzenlenen bir konferansta katıldığım tek nokta şu iddiaydı;

Fazla değil on yıl sonra ABD diye bir devlet kalmayacak!

Diğer konularda ise Türköne’ye katılmadığımı gerek ben ve gerekse o gün birlikte dinleyici olarak katılan Sabahattin Devecioğlu ve Ülkü Tek Başkanı Vedat Demirbağ sert bir şekilde ifade etmiştik.

Konumuz dışında da olsa bir hatıra olarak kaydetmek istedim…

Evet, işte bu üçlü saç ayağı üzerine varlık sebeplerini devam ettireceğini sanan diğer medeniyetlerde bir bir yıkılacak ve tarihin tozlu sayfalarında yerini alacaklardır.

Türk medeniyeti ise özüne döndüğü ve işlevselliğini yeniden inşa ettiği takdirde yine ebed müddet baki kalacaktır…

Rahmetli Türkeş bir konuşmasında 21. Yüzyıl Türk medeniyetinin dirilişi olacaktır dediğinde o gün bıyık altından gülenler bugün siyasi jargon olarak rahmetli Türkeş’in söylemlerini kullanmaktan çekinmemektedir.

Allah feraset sahibi olanlar tarafından yönetilmeyi bu millete nasip etsin demekten başka bir duamız kalmamıştır…  

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.