Nurhat Halisdemir

Nurhat Halisdemir

BIRAKINIZ YAPSINLAR,BIRAKINIZ GEÇSİNLER

Adını değiştirseler de, sistemleri yeniden yapılandırsalar da günümüz dünyasının tek geçerli akçesi olan para dolayısıyla ekonomik güç; ülkeler bazında “hangi kategoride” olduğunu belirleyen bir araçtır.


İktisadın babası olarak bilinen ve iktisat fakültelerinde her öğrencinin ismini duyduğunda nefretini kazanan Adam Smith tarafından söylenen ve neredeyse iktisadın temel direği, amentüsü olarak ifade edilen cümle “BIRAKINIZ YAPSINLAR, BIRAKINIZ GEÇSİNLER” cümlesidir.

Faizci, sömürücü, kapitalist sistemin amentüsü

 “Laissez faire, laissez passer…”

cümlesidir...ne demektir....

Şu demektir:

İşadamının işine karışmayın. Hiç kimse karışmasın. Devlet de burnunu sokmasın. Onlar kâr etmek içgüdüsü ile en doğru yolu bulur, en güzel şekilde iktisadi kalkınmayı sağlar ve ülkeler de ancak bu şekilde kalkınır, insanlar da böylece mutluluğu bulur. Sakın karışmayın!..

Nitekim hırsı tatmin olmayan ve maneviyattan nasibini almamış olan kapitalist insanlar yaptılar, geçtiler.

Yüzyıllarca…

İnsan fıtratına uymayan bu sistemle insanları sömürüp fakirleştirdiler, emeği istismar ettiler, her şeyi menfaatlerine göre tanzim ettiler. Büyük yoksul kitleler türettiler. Kan gözyaşı, zulüm imparatorlukları kurdular.

“Böyle gitmez!” Diyenler sosyalizm ve komünizmi kurup bu sömürünün karşısına dikildiler.

Ama o da insan fıtratına uymayan bir sistem olduğu için ve başka zulüm ve gözyaşlarına sebep olduğu için, ancak 60-70 yıl ayakta kalabildi. Sonra sistem intihar etmek zorunda kaldı.

Bunun üzerine kapitalist sistem savunucuları hep azıttılar. Dünyada adeta tek başlarına kalmışlardı. Sistemlerini neredeyse kutsal ilan ettiler.

Sanal ve parlak çözümlerle insanların geleceklerini ipotek altına alıp ömürleri aşan sürelerle borçlandırıp, karlarına kar, faizlerine faiz ilave ettiler. Dünyanın toplam geliri 60-70 trilyon dolar iken, 600-700 trilyon dolarlık çarklar çevirmeye kalktılar.

Dünyada kamuya ait ne kadar servet ve üretim araçları varsa bunları özelleştirdiler. Sloganları belliydi:

Devlet bu işlerden çekilmeliydi, devlet ekonomiye karışmamalıydı. DEVLET GÖLGE ETMEMELİYDİ, BAŞKA İHSAN İSTEMEZLERDİ..

Bize de bulaştı bu hastalık.

Her şeyimizi özelleştirmeye başladık.

Ömrü boyunca faizi lanetlemiş olan bir Başbakanımız, “FAİZ BİR DÜNYA GERÇEĞİDİR. BUNA KARŞI ÇIKAMAYIZ!” diyerek sisteme entegre oldu… Halktan alınan vergilerle 80 yılda kurulmuş bulunan, en hayati tesislerimize varıncaya kadar özelleştirildi.

Hem de yerli- yabancı (potansiyel düşman) ayırımına bile girmeden….
Devletin ekonomi çarkının içinde bulunuyor olması adeta çağımızın bir ayıbıymış gibi sunuldu. “Haram-helal” tabirleri ile sisteme eleştiri getirenler bile şiddetle ayıplandı, eleştirildi, hatta cezalandırılmaya kalkışıldı…

Batıcı kapitalist sisteme dayalı sömürü medeniyeti, kendisine alternatif olabilecek tüm medeniyet ve kalıntılarını yeryüzünden silmek için atağa kalktı.

Üzüntüyle ifade ediyorum ki, bizim de desteğimizi alan ABD ve Avrupa koalisyonu, İslam ülkelerini sudan bahanelerle işgal etmeye, sömürmeye, ezmeye, katliama girişti. Halen de bu emellerini genişleterek hamle üstüne hamle yapıyorlar. Adeta kendi sömürü medeniyetlerine alternatif olabilecek, Dünya’nın çok büyük bir bölümünü insan fıtratına uygun olarak 10-13 asır boyunca sulh, sükun ve adil paylaşım üzerine yönetmiş olan bir medeniyetin kalıntılarını dahi silmek istiyor gibi…

Peki tünelin ucu nereye çıktı?!.

Tünelin ucu göründü.

Baraj kapakları çatladı, yıkımı tetikleyecek olan domino taşları devrilmeye başladı, süreç işliyor.

Faizci kapitalist sistem ABD ve Avrupa’da çökmeye başladı.

Hem de önlenemez bir hızla.

Müesseseleri, şirketleri, bankaları bırakın, devletler çöküşe geçti…

Acilen “Bize karışmasınlar” dedikleri devletin müdahalesini istemeye başladılar. İlk etapta 850 milyar doları destek olarak vergi gelirlerinden oluşan devlet bütçesinden almayı başardılar. Ama bu delik o kadar büyük ki, yama tutmuyor. Yamadıkça delik büyüyecek. Kendileri ifade ediyorlar.

Bir o kadar daha destek gelse, bana mısın demeyecek.

Aslında devletlerin müdahalesiyle önlenemeyecek boyuttadır kriz.

Hani devlet karışmayacaktı. Hani müdahale istemiyorlardı. Ne oldu?

Ne olacak, insan fıtratına uymayan faiz sistemi çöküşte. Bunu önlemeye tüm devlet gelirlerinin bile yetmeyeceği ifade ediliyor.

Bizde neler olacak?

Bizim sistemimiz de onların çürükleri üzerine bina edildi.

Tüsiadçılar alarm düğmesine bastılar bile.

Milli neyimiz var neyimiz yok haraç mezat özelleştirildi. Vahşi kapitalist sistem sayesinde gelir dağılımımız iyice bozuldu. İşsiz sayımız hızla artıyor. “Bizi etkilemez demek” sadece güzel bir temenni olarak kalıyor. Domino taşları düşmeye başladı, bizi atlaması mümkün mü?

Yarın söylenmeye başlanacak olanları duyar gibi oluyoruz:

“-Ne yapalım yani, müdahale etmeyelim de batsınlar mı?”

Ver hazineden şu kadar destek….

Yetmedi, şu kadar daha, şu kadar daha!

Kapitalist baba devletler böyle yapmıyor mu? O halde bizde de çözüm devlet müdahalesi. Hazinenin batan müesseselere aktarılması…

Hani biz bunları devlete yük olmasınlar diye özelleştirmiştik?

Şimdi kat kat fazlasını ödeyip devletleştireceğiz!...

Böyle bir şey olmaz demeyin, perşembeler çarşambalardan sonra gelir. Cumaya atlayamazsınız!

Hanımefendiler! Beyler!..

Sömürüye dayalı, insan yaratılışına ters sistemler eninde sonunda yıkılacaktır. İsteseler de, istemeseler de.

Alternatif olacak yeni sistemleri araştırmaktadır insanlık ve büyük yıkımları toplumumuz yaşamadan çözümleri bulmalıyız.

Baksanıza o yıkımların sonucu olarak toplumun mihenk taşı dediğimiz aileler, akrabalıklar ve en önemlisi insan olma hasletimiz gün be gün eriyor...

Fazla değil televizyonlarda her gün izlediğimiz “cinnet, asma, kesme” nihayetinde kendi varlığını ikame edebilme adına güçsüzleri yok etme anlayışının yansımaları toplumda bir bir kendini göstermektedir.

Evet bunları göz ardı edemezsiniz!

Münferit olaylardır diyemezsiniz!

Sabırları fazla zorlamayınız!

Gereğini yapınız millet size bu gücü verdi ise sizde layıkıyla yerine getiriniz...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.