YİNE OKULLAR AÇILIYOR

Aslında bu yazıyı iki hafta önce yazmam gerekiyordu. Milyonlarca öğrenci karnesini aldı. Sevinenler de var, evlerinde kıyamet kopanlar da…

Bu işlerden kenar köşesinden tutmuş ve biraz da anlayan biri olarak komşular, tanıdıklar fikrimize müracaat ediyorlar…

Ahkâm kesmeyi sevmem, bilmişlikten de nefret ederim… Evindeki üç öğrenciyi şöyle veya böyle okutmuş ilk mektep mezunu veli, belki de hepimizden daha fazla bilgilidir bu konuda…

Ancak ikinci kanaat döneminin başladığı şu günde yine de iki laf edelim…

Tatil tatil diye beklerken bir anda Şubat geldi ve on beş günlük dinlenme hemencecik bitti, daha ne olduğunu anlamadan o da geçti, şimdi okullar açılıyor.

Karnesi iyi olmayan çocuklarımızla ilgili bu saatten sonra bir şey söylemek için çok geç… Artık olan oldu…

Ama eğer karnedeki notlar istediğimiz gibi değilse bunun tek suçlusu çocuklar mı acaba? Onlara sağlıklı bir ortam hazırlayabildik mi? Veli, öğretmen ve hatta bakanlık olarak çocukların o notları almasında hiç mi katkımız yok?

Bana göre o karneler hepimizin karnesiydi…

Doğrular bizim, yanlışlar öğrencilerin, başarı bizim, başarısızlık onların gibi saçma bir davranış sergileyemeyiz. Kaldı ki, bu sistemde başarı veya başarısızlık bir ölçü de teşkil etmiyor. Okul birincileri hayatın veya sistemin içinde kaybolurken, okulu zar zor bitirenler çok önemli yerlere gelebiliyorlar.

Eğitim sisteminin en önemli öğesi, objektif bir ölçme ve değerlendirmedir. Ama sistemle her gün oynandığı bugünkü Türkiye’de ara ki bulasınız… Sadece ezbere ve sınava odaklı eğitim sisteminde her şey birbirine girmiş durumda…

Öncelikli hedefin iyi insan, ahlaklı nesil olması gerekirken sınavı kazanan yarış atı yetiştirmek önceliğimiz olmuş…

Peki, ortadaki başarısızlığın tek suçlusu öğrenciler mi?

Ya da karnede görünen bu başarısızlık gerçek başarısızlık mı?

Eğer lise mezunları ÖSS’de soruların üçte birini bile cevaplandıramıyorsa, diğer bir deyişle geçer not alamıyorsa, bunun kabahatlisi sadece öğrenciler değil. Başta onları mezun eden öğretmenler olmak üzere hepimiz oluyoruz…

Milli Eğitimde bırakın bakan değişiminde yeni politika değiştirilmesini, aynı bakan bile görev süresi içerisinde farklı sistemler uyguluyor.

Kalıcı bir devlet, hükümet, parti eğitim politikamız olmadığı için de sistemin biri gidiyor diğeri geliyor.

Buna da ne öğrenci, ne veli ne de öğretmen zamanında uyum sağlayabiliyor.

Ödevlerin (adına performans ve proje diyorlar) veliler veya internet kafeler tarafından yapıldığını sağır sultan bile duymuşken, Milli Eğitim yetkilileri yeni haberdar oluyormuş gibi kaldırma kararı almış…

Öğrenci için de veli için de işkence haline gelen performans görevleri sonunda olmayacakmış…

Buradan yazıyorum, ikinci dönemin sonunda bugün uygulanan birçok şey yine sistemden çıkarılacak.

Ezberci eğitimin önüne geçmek için yapılması gereken ve atılması elzem çok iş var…

Bu kadar gürültünün içerisinde bunu kim başaracak bilmiyorum ama dün okuduğum bir gazete haberinde müsteşar hariç bütün Milli Eğitim yetkililerin görevine son veriliyormuş…

Hatta kurumunda dört yılını tamamlayan müdür ve müdür yardımcıları bile alınacak yerlerine yeni Milli Eğitim Müdürünün teklifiyle valiler atama yapacakmış…

İşte çözümü yine buldular(!)

Eğitimdeki sorunlar çözülürse işte böyle çözülürmüş…

Bunu da deneyelim bakalım…

Sonucu mu, kimin umurunda ki…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.