YABANCI HAYRANLIĞI

Elazığ Haber’de yazması için kendisini ikna etme çabalarımızı hatırlıyorum da, ne iyi etmişiz diye düşünüyorum… 


Mustafa Yağbasan’dan söz ediyorum… 

Kendisi bir iletişimci, gazetecilik mesleğinin içinde ve gazeteciliğin ilmini anlatıyor… 

Ancak köşe yazarlığı gibi bir işi, bu kadar kısa bir sürede, bu kadar iyi yapması doğuştan da konuya yatkın olduğunu gösteriyor. 

Geçen haftaki yazısında benim de muzdarip olduğum, daha önce birkaç yazı da yazdığım bir meseleye dikkat çekmiş… 

Okumadıysanız lütfen dönüp bir daha okuyun. 

Hele şu satırları var ki, tam da kesip saklanacak cinsten: 

Adına ne derseniz deyin, millet olarak hastasıyız yabancıların vesselam… Eşimize dostumuza gösteremediğimiz yakınlığı, insanlığı nedense yabancıya misli ile gösterme çabası içerisinde oluruz. Eşimizden, çocuğumuzdan esirgediğimiz sevgiyi, onlara altın tepsi ile ikram ederiz. Teknolojilerine duyulan hayranlığı bir nebze anlarız da, kültürlerinin neden esir oluruz, el üstünde tutarız, anlamak mümkün değil! Bir Alman, İngiliz veya Amerikalıyla karşılaştığımızda, hemen etrafında dört döner, memnun etmek için çırpınıp dururuz. Her şeylerini; aksırmalarını, tıkınmalarını midemiz kaldırır da, kendimizden biri oldu muydu tahammül dahi edemeyiz.” 

Yağbasan’ın burada sözünü ettiği ülke dışındaki yabancılar olabilir, ben içimizdeki yabancılara lafı bağlayacağım… 

Yıllardır bu şehirde yaşıyorum. Düşünüyorum da, görev gereği gelip bir kaç yıl kaldıktan sonra gidenlerden hangisi tekrar Elazığ’ı hatırladı da buralar için iyi bir şeyler yazdı. 

Komşumuz olanından tutun, aynı dairede çalışanlara kadar kaç tane giden tekrar size iyi duygularını bildirdi. 

Önceleri kandilden kandile, sonra bayramdan bayrama olan yazışmalar zamanla senede bir kereye sonra da hiç aramamaya dönüşüyor ve telefondan ismi artık siliniyor. 

Hele aradan bir-iki yıl geçtikten sonra o komşunuzun memleketine yolunuz düştüğünde bir uğrayıp hatırını soralım dediğinizde, bin bir mazeret üreterek önünüzden kaçanları görünce yıllarca memleketinizde emek verdiğiniz o kişinin/kişilerin vefasızlığını nereye oturtturacağınızı bilemiyorsunuz. 

Mahallede, apartmanda, sokakta yaşadığımız bu vefasızlığa üst kademelerde yaşanan unutulmuşluk da eklenince konu farklı bir boyut alıyor aslında… 

Hele bir çevrenize bir bakın… 

Elazığ’da mecburen de olsa görev yapan bürokratlardan kaçı bizi, sizi, hepimizi hatırlıyor… 

Birlikteyken saygıda kusur etmediğimiz, ilgide zirve yaptığımız bu kişiler, gittiklerinde isimlerini yaşatmak için verdiğimiz mücadele ile öldükten sonra bile (Allah gecinden versin) yaşamalarını sağlıyoruz. 

Çevre illere, hatta çevrede olmayan illere bir sorun bakalım, vilayetlerinde görevi gereği üç-beş yıl kalmış kimin adını vermişler, okullarına, yollarına, iş merkezlerine… 

Ama biz Elazığlılar, o kadar kadirşinasız ki (!), yeter ki ilimizde görev yapan biri olsun, anında adını münasip bulduğumuz bir yere veririz. 

Şimdi merakla bekliyorum, “Elazığ’da yerli bürokrat istemiyorum” diyerek gündeme oturan Sayın Valimizin adını ne zaman nereye veririz?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.