ÜLKÜLER NADASA BIRAKILIR MI?

 

Ülkemiz üzerinde muhtelif oyunlar oynanıyor. Eğer aklı başında biriyseniz –ki öylesinizdir, çünkü beni okuyorsunuz- bu oyunları hayretle, ibretle. biraz da tiksinerek seyrediyorsunuzdur.

Güzel Elazığ’ın hemen yanı başında, bu devletin başına çorap örme adına, bölücülük ve mezhepçilik gibi muhtelif işler yapılırken bunları görmezden gelmek için kör olmak gerekir.

Ama “cambaza bak” oyununu oynayanlar asıl görmemiz gereken şeylerin üzerine tül çekiyorlar.

Bu kadar olup biten karşısında Türk Milliyetçilerinin “hele bakalım, ne olacak” beklemesinde olacaklarına inanmıyorum.

Katlanılan o kadar fedakârlıktan, ertelenen onca sevdadan, toprağa verilen binlerce candan sonra balkondan gözlemenin hiç kimseye yakışmadığı kanaatindeyim.

Bu davaya inanların sebepleri ne kadar meşru olursa olsun, gördükleri karşısında suskun kalmaları kabul edilemez. Hele ki, bir ülkücünün birlikte yola çıktıklarını yolda bıraktığı, toprağın altına koyduklarını unuttuğu, ciğeri patlarcasına ettiği yemini tutmadığı nerede görülmüştür?

Ülkücünün lügatinde yorgunluk, kırgınlık, dargınlık, bıkkınlık ve bitkinlik gibi kelimeler yoktur.

Ülküler, yaşayan bir organizma kadar diri, gök kubbe kadar iri olmak zorundadır.

Dün böyleydik, bugün de böyle olmalıyız.

Rahmetli Galip Erdem’in “ülkümüzü Ağrı Dağı’nın zirvesine dikmek için yola çıktık, zirveye tırmandık ama ülkümüzü dağın eteklerinde unutmuştuk” lafı çok doğru da olsa buna takılmadan yarına bakmalıyız.

Kısaca “Türk Milliyetçilerinin ülkülerini nadasa bırakma” gibi bir lüksleri olamaz.

Tuna aşıldıktan, egemenlik kaybedildikten sonra kimin haklı olduğunun çok da bir anlamı yoktur.

Bir zamanlar uğruna baş koyduğu ülküyü küçümseyenler, konforu karşılığında onurunu rehin bırakanlardır.

“Yetmez ama evetçi”, BBP’li, eski ANAP’lı, Doğru Yolcu, şurada burada kendine göre haklı sebeplerden dolayı oturan herkes, ama herkes bugün üstüne düşeni yapmayacaksa yarın bana hikâye anlatmasın…

Sabrımın vallahi sınırındayım…

Ne marifetiniz varsa bugün görmek istiyorum…

Evet, yeniden bağırıyoruz, hatta haykırıyoruz…

Gün nefsi yenme, küçük hesapları bırakma günüdür…

Sözüm, beynini, idrakini ve vicdanını, egosunu şunun bunun ya da iktidarın aracı haline getirmemiş olanlaradır.

Artık seyirci olmayı bir yana bırakıp, sahada olma zamanıdır.

Safları güçlendirip herkesin elindekini yapma zamanıdır.

Çünkü bu işin yarını yoktur…

“Basra harab olduktan sonra” ağlamanın kimseye faydası dokunmaz…

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.