TAZİYE EVLERİ

Geçen gün bir dostumun cenazesine yetişemedim, bari yakınlarına başsağlığı dileyeyim dedim ve taziyesine gittim. 


Orada kafamda şekillenen durum, Nailbey Mahallesi muhtarı ve İhtiyar Heyetinin bir kanalımızda mahallelerinin sorunlarını anlatırken “en büyük problemlerinin bir taziye evlerinin olmaması” dillendirmesinden sonra artık bu konuda yazmanın şart olduğuna karar verdim 

Milletler kültürleriyle yaşarlar… 

İtiraz eden var mı, yok… 

Peki, bu kültürü ayakta tutan kim, yaşayan biz faniler tabii ki… 

Düğünde sevinci paylaşmak ne kadar doğalsa, cenazede acıya ortak olmak da o derece bir borç… 

Bazı yörelerde çok önemsenmese de, angarya gibi kabul görse de ilimizde ve bölgemizde taziye ziyaretleri önemli bir görev olarak kabul edilir ve genelde herkesçe de uygulanır. 

Buraya kadar söylediklerime de bir itirazınız yok sanırım… 

Ama benim itirazım bundan sonrasına… 

Gençlik yıllarımda evlerde, sıcak ve samimi ortamlarda taziyeye oturulurdu. 

Evin bütün halkının olduğu (kadınlı-erkekli) salonda, duanı okuyup üzüntünü belirttikten sonra ikram edilen bir bardak soğuk veya sıcak içeceğini alır kalkar giderdin. 

Sonraları haremlik selamlık uygulaması başladı. 

Önce aynı evin içerisinde ikiye bölünen kadın ve erkekli grup, bir müddet sonra komşu evine taşındı. 

Erkekler kendi evinde ise, kadınlar komşunun bir kat üstte veya alttaki dairesinde taziyeye otururlardı. 

Hadi buna da ses etmedik, ama daha sonra taziye oturmaları evlerin altındaki dükkânlara yöneldi. 

Boş bir dükkâna dışarıdan getirilen sandalyelerle birkaç masa etrafına dizilen insanlar gelecekleri beklemeye başladı. 

Haa, bir de paraya kıyıp portatif bir ocak kuruluyor, bir tane de çaycı üç günlüğüne kiralanıyor ve rahmetliye masraftan kaçınılmadığı, her türlü hizmetin verildiği mesajı gönderiliyordu. 

Ama hizmette sınır tanımayan belediyelerimiz (!) dükkânlarda milletin perişan olmasına gönlü razı olmamış ki, Taziye Evleri yapmaya başladı. 

Mahallerin boş bulunan yerlerine derme-çatma sundurmalarla, oturacak yerler inşa edildi ve adı da “Taziye Evi” konuldu. 

Bir diğer hizmet üreten ise diyanetimiz oldu… 

Genelde zaten sığılmayan, dar gelen camilerimizin en büyük salonları taziye yeri olarak düzenlendi… 

Birkaç masa, çok sayıda sandalye ve bir çay ocağı ile donatılan bu yerlerde insanlar taziyeye gelen misafirlerini karşılıyorlar. 

Ölümün getirdiği soğuklukla paralel, buz gibi bir hava veren bu salonlarda, ayakkabılar bile çıkartılmadan, kurulmuş gibi Fatihalar okunuyor, çaylar içiliyor, başsağlığı dileniyor ve gidiliyor. 

Ben bunları niye anlattım ki… 

Siz zaten biliyorsunuz, yaşıyorsunuz ve ön önemlisi hiç sesinizi çıkartmıyorsunuz. 

Biliyorum, bu yazımı da okuyacak, gülümseyecek ve “doğru söylüyor ama…” diyecek işinize bakacaksınız. 

Bir adım, küçük bir adım atın… 

Allah göstermesin, ya da gecinden göstersin de o taziye gününde evinizi açın, bir eksiklik olmaz, zaten ayakkabılarımızı çıkartıp giriyoruz, evde kirlenmez. 

O bir bardak çaya itirazınız varsa, valla onu da içmeden giderim ama noolur o sıcaklığı bizden esirgemeyin…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.