SİYASETTE VEFA

Birçok hasletimizi kaybettiğimiz gibi şerefle, gururla taşıdığımız “vefa” duygumuzu da kaybetmeye başlıyoruz. 


Aile hayatımızda, yakın çevremizde belki kısıtlı bir zümre, vefa duyguna sadık kalarak hayatlarına devam etseler bile, şu siyaset denilen merete bulaşanlar nedense bir anda vefa filan tanımadan “ikbal” neredeyse oralara doğru yelken açıyorlar.

Hani tarlalarını “yağmurun çok yağdığı yere taşıyanlar” var ya, siyasette öyle bir şey oldu…

Dün bir yerlerde, hatta en yukarıda olanlar, bugün başka bir yerde en aşağıda olmaya razı oluyorlar…

Biraz siyasi mi yazıyorum? 

O zaman daha açık söyleyeyim…

MHP’nin listesinde aday olmak şerefine erişenler, bu şerefi hiçe sayıp başkasının listesinde aday adaylığına fit oluyorlar.

Hatta oralarda ne kadar itilip kakılırlarsa kakılsınlar hiç de onur meselesi yapmıyor, bu gidişle gurur filan duyduklarını söylüyorlar.

Bunu zorlarından mı, yoksa gerçekten inandıklarından mı söylediklerini bilemiyorum.

Ama bildiğim bir şey varsa o da yaptıklarının hiçbir şeye uymadığı, hatta vefaya hiç uymadığı şeklindedir.

Birlikte yola çıkan insanların sonsuza kadar beraber olmaları gerektiğine inanan bir anlayışla büyüdüm.

Ailemden, çevremden, mensubu olmakla iftihar ettiğim Ocak’tan hep bu yönde terbiye aldım.

Bu yüzden yapılanlar bana tuhaf geliyor…

“İhanet” etmeyi bilmiyorum, çünkü lügatimde yok…

Aday adaylığı süreci bittiğinde listelere şöyle bir baktım…

Dün bizim evde bağırtılarından seslerini kısmaya çalıştıklarımız, bugün bir başka yerde kendilerinin de var olduğunu söylemeye çalışıyorlar.

İnsanların zaman içerisinde düşüncelerinde değişiklikler olabilir.

“Tekâmül” denilen, Fransız’ın “evolüsyon” dediği, ilerleme düşüncede meydana geliyorsa doğru izah edilebilir.

Ama dün hararetle savunduğun, hatta bugün gittiğin evde bile dünkü görüşlerinle iftihar ettiğini belirttiğin şeylere aniden sırt dönerek, hatta küfür ederek yaptığın ayıbın izahı var mı?

Biz dostluğu “dostunun yatağına yatarak düşmanları şaşırtanlardan” öğrendik.

Biz dostluğu “dostuna zarar gelmesin diye ayağını yılanın deliğine sokarak içerisini kontrol edenin” vefasıyla öğrendik.

Bugün dostuna en ağır hakaretlerle saldırırken dünkü dostluğun hatırı hiç mi yok?

Hani 40 yıl hatırı olan kahveyi de bir yana bırak, daha dün yolda omuz omuza yürüdüğün, o yoklukta bir simidi paylaştığın insanı tanımamana ne demeli?

İhanetin büyüğü küçüğü olmaz.

İhanet etmeyi bir kere alışkanlık haline getiren bunu her zaman sürdürür.

Sana ihanet etmiş başkasına gitmişse yarında ona ihanet edecektir.

Bu yüzden gidene üzülmem ve “dur” demem…

Ancak gelene de kucağımı, bağrımı açarken düşünmeden edemem…

Neyi mi: “Bana da ihanet edip etmeyeceğini…”

Zaten her geleni bağrıma basa basa her yanım taş bağladı…

Listeler şekillenirken ve son haftaya girilmişken bu da nereden aklıma geldi bilmiyorum ama ben yine de yazayım dedim…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.