ORGANİK

Bir dost meclisinde otururken, “artık her şeyin sahtesi çıktı” konulu bilimsel bir mevzuu ortaya atılmıştı.  Yaşı ellinin üzerinde olan bir arkadaş ise “bu iş benim gençliğimde, köydeki komşumun tereyağına katmak için tenekeyle vita getirirken yakalandığında başladı” diye konuya müthiş bir genişlik kazandırdı.

Gerçekten de “ne yersen ye, ne içersen iç, içinde mutlaka musibet var…”

Eğer yukarıdan bir şeyi bünyeye katıyorsan aşağıdan gidene kadar kaderden kaçamazsın. Vücut, yediğin içtiğin ne varsa her biriyle hesaplaşma halinde…

Hani ne konuşulsa “bir zamanlar” iç çekişiyle başlar ya, orta yaş ve üzeri için en güzel zamanlar işte o “bir zamanlarmış…”

Kadir Çöpdemir geçen bir TV programında söylüyordu. Ninesi dermiş ki; “Çok yiyen dikilir, az yiyen yıkılır…”

Kurban etinden kavurma yapılırken o etin yağı ayrılmaz birlikte pişirilirdi… Tabakta yemediğin yemeğin “arkandan ağladığı” söylenirdi…

Diyetmiş, kolestrolmuş, kanserojenmiş, tansiyonmuş, hatta hiper tansiyonmuş daha sözlüklere yazılmamıştı…

Bizim gençlik geçtikten sonra bir “sağlıklı yaşam” türküsü icat ettiler ki, ne ucu var ne de bucağı…

Yediğin her lokma için,  yuttuğun her yudum için ayrı bir nakaratı bile var…

Önce gazetelerde başladı bu iş…

Sanırsın beleş danışman doktorluk yapıyorlar…

İlk bu işleri başlatan da zayıf mı zayıf bir doktordu…”Bunu yiyin,  şunu yemeyin” deyip duruyor da inandırıcılığı yok ki… Yazdıklarına bakıp “dedikleri iyi de sen niye ince hastalığa yakalandın” diye soruyordu okuyucu…

Sonra, babanın da özel doktoru olan Osman Müftüoğlu girdi hayatımıza…

Bir dediği diğerini tutmuyor ki…

Bugün, bir kadeh şarap kalbe iyi gelir. ertesi gün, şarap mayalı olduğundan mide asitlerini azdırıyor…

Bugün, her öğünde bir elma yiyin ertesi gün “Bir elmada yetmiş beş kalori var aman dikkat…”

Bir arkadaşım “üzüm antioksidanmış” diye, yani kanseri önlüyormuş ayağına salkım salkım üzümü çekirdekleriyle yuttu…

Üç ayda on kilo aldı… Ardından kolesterolünü düşürmek için yer elmasına sardırdı… Şimdi bir köstebek ailesinin ayda tükettiği yer almasını tek başına üç günde kemiriyor…

 Şimdi ise ne yesen, ne içsen bela…

Üzüm ve çekirdeğini tesirli “antioksiden” diye belletmişlerdi ya… Onda bile yüzde üç kanserojen madde varmış…

Sebep mi, ilaçlama…

Nasıl edersen et, suya veya toprağa kimyasal karışıyor. Organik tarım yapsan bile havadan geliyor… Hulasası kaderden kaçış yok…

Aslında lafı TV’lerde doktorculuk oynayanlara bağlayıp işi çıkmazdan çıkaracaktım ama yer bitti galiba…

İçimde kalmadan söyleyeyim de dert olmasın…

Hani kendisine gelen telefona inanıp, terör örgütünden kurtulma ayağına milyarları kaptıran bir bayan profesör hemşerimiz var ya, geçenlerde bir toplantıda “senin bu söylediklerini nasıl yiyelim, paramız mı var” diye soran bayana, bir güzel çemkirip oturtturdu yerine…

“Saçını boyayacağına, sigara içeceğine haftada bir düzine yumurta ye…”

Biz en iyisi özümüze dönelim…

Atalarımızın yaptığı gibi, bulduğumuzu yiyelim ve ondan bundan mahrum olmayalım…

Ne demiş bilge insan:

“Erine göre bağla başını, bünyene göre pişir aşını…”

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.