KÖŞE YAZISI NASIL YAZILIR?

Sanırım “dünya durdukça başımızda durası” Başbakanımız söylemişti yazarlar için: “Her gün yazıyorlar, yarım saatte şişiriyorlar.”  

Bu lafı duyanlar da yazma konusu geçtiğinde bana soruyorlar: “Sahi ne kadar zamanda yazıyorsun yazılarını?”

Cevabım belki daha önce de duyduğunuz, benim kendime uyarladığım bir söz: “35 yıl+ 1 saat…”

Yok, periyi bekleyecekmişim de, ortam şöyle olacakmış da, gece yarısı iyiymiş filan da…

Valla yok, kafamda şekillenen mevzuu eskiden daktilonun, şimdi bilgisayarın başına oturduğumda beyaz sayfaya dökülmek için hazırdır. 

Sadece, tuşların benim hızıma yetişmesi meselesi var ki, zamanla onu da hallettik… Artık iyice hızlıyım…

Yemek yerken, tatilde, arkadaşlarımla sohbet ederken, eşimle evin tadilatını konuşurken bile ben kafamda yazımı yazıyorumdur.

Hatta canım hiç yazmak istemediği zaman bile (şimdiki gibi) yazı yazıyorumdur.

Yazarlık “yan gelip yatma yeri” değildir.

Yazı yazmadığım zamanlarda “Ne yazacağım?” sorusu hep kafamı meşgul eder.

Bazen bir tiyatronun tam ortasında, bazen on kişiyle yemekte memleketi kurtarmayı tartışırken, bazen sinema salonunda filmin solgun ışığında her zaman yanımda taşıdığım not defterine bir şeyler karaladığımı görenler beni deli sanıyorlar, ama inan ki not alıyorum.

Sonra o karalamalar zamanı geldiğinde düzgün cümlelere, paragraflara dönüşerek size gelecek.

Bu arada “bugün kim ne yazmış” diyerekten memlekette eli kalem tutan yirmiye yakın yazarı ilgiyle okumak ta bu işin bir parçası…

Yazdığım bir yazıyı değiştirip köşesine aşağı yukarı aynen taşıyan yazardan daha iyi ve daha erken yazmanın gururu, bazen de “Niye ben bunu düşünmedim?” ezikliğini yaşama işin ayrı bir bölümü…

Bizim yazarlarımızda dünyadaki diğer yazarlara göre Allah tarafından verilen ayrı bir lütuf da vardır ki o da her konuda çok rahat yazılar yazabilme yetisi…

Spor, siyaset zaten herkesin bildiği şeyler…

Ancak uzmanlık isteyen birçok konuda yazarlarımız öyle köşe yazıları döktürürler ki, dersiniz ki “doktora” öğrencisi kıvamında bilgi sahibidir abi…

İşin en acı tarafı ne biliyor musunuz?

Yazdığınız her yazı herkesi memnun etmez…

İldeyse, ili yönetenleri, yaygın medyadaysa ülkeyi idare edenleri mutlu edecek yazılar yazmıyorsanız, yöneticinin takdirine mazhar olmuyorsanız vay halinize…

Hele vatandaşı memnun etmek ayrı bir düşünme kafa yorma meselesi…

Her hafta beş yüz civarında beni okuyan siz değerli okuyucumun beklentisine cevap verememek daha da acı…

Sizin bin bir emekle yazdığınız yazı –gazetede yazdığım günler için geçerli bu- ertesi gün tenceredeki pirinç pilavının buharını alıyorsa, ya da çamurlanan ayakkabıyı temizliyorsa…

Yazıldığı hızla okunur ve aynı hızla eskir köşe yazıları…

Ama çok şükür eskimeyenler de vardır…

Ve onlar, yazılarınızı beğenmeyenlerden daha uzun yaşarlar…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.