KARNEMİZİ ALDIK

Çoğu Türk ailesi gibi bizim de eğitimle ilgimiz fazla (!).

Evinizde okula giden öğrenciniz varsa eğitimle iç içesiniz tabii…

Cuma günü karne alınacak ya, sabah servis saatinde kızımın kalkmadığını görünce seslendim…

Oralı bile olmadı…

Israr edince, “offf, karnemi biliyorum, e-okul’dan öğrendim, gitmenin ne anlamı var ki?” dedi…

Gel de ona “bizim zamanımızda…” diye başlayan bir cümle ile karne gününün heyecanını, mutluluğunu, güzelliğini anlat…

Eskiden karne günü yaklaştı mı evi de, karne sahibini de bir heyecan dalgası sarardı.

Hele bir de kenar köşesinden kırık not getiriyorsanız, nasıl hesap vereceğinizin derdi sizi kuşatır, ne formüller icat edilirdi.

Renkli fotokopinin keşfedilmediği yıllarda çamaşır suyu revaçtaydı. Tertemiz silinen mürekkebin yerine yenisi özenle yazılır ve eve sunulurdu. Üçü sekiz yapma ise en yaygın yöntemdi ve rengi de tutturdun mu hiç anlaşılmazdı.

Şimdi öğrenci de veli de, internete girdi mi, e-okul denilen mertliğin bozulduğu yerden, notu günü gününe öğreniyor.

Bir diğer güzellik ise (güzellikse tabii) sınıfta kalmak ortadan kalktığı için, notun da kıymeti harbiyesi yok… Beş zayıfın da olsa bi şekilde geçiriyorlar…

Şimdi diyeceksiniz ki geçirmeyip ne yapsınlar…

Sınıfta kalmak demek yeni derslik demek, yeni derslik ise para demek… Başbakan çoğalın dedikçe, başka lafını dinlemeyen ahali var gücüyle ürediği için zaten yeni derslik yapmak ancak buna yetişiyor, bir de sınıfta kalanlar için mi kaynak arasın büyüklerimiz…

Basın yazıp çiziyor, milletin kılık kıyafet serbestliğine onay verenlerin oranı sadece yüzde 24…Onlarda geçen bir yazımda ayrıntısını vermiştim “tuzu kuru olanlar…”

Hükümete oy verenlerin ise tam yüzde 59’u bunu desteklemiyor…

Eğitimin kalitesini yükseltmek için çokça gayret gösterilirken bu millet niçin anlayış göstermiyor ben çözemiyorum…

Yeni Milli Eğitim Müdürümüz de “fırsat bulup sahaya tam inemedim” diyor ve bir karne törenine katılıp öğrencinin okuduğu salâvat-ı şerif-i huşu içerisinde dinleyerek herhalde 4+4+4 sistemiyle gelen seçmeli derslerin ne kadar işe yaradığını ispatlıyordu.

Bence finali “Sordum Sarı Çiçeğe” ile yapsaydı daha etkili olurdu ama önemli değil o da bir dahaki sefere…

Biz bir aydır ısrarla arzuladığımız ve şu aziz şehrin eğitimin masaya yatırılacağı “Elazığ Eğitim Şurası” ile ilgili adım atılana kadar yazmaya çizmeye devam edeceğiz. Umuyorum bir yetkili duyacak sesimizi…

Karneden başladık yine nerelere geldik…

Aslında bu karne çocuklarımızın olduğu kadar hepimizin…

Milli Eğitim Bakanlığı’na yön verenlerin, medyanın, öğretmenin herkesin…

Öğretmen demişken, hiçbir döneminde bu kadar itilip kakılma görmeyen, her şeyin faturasının kendisine çıkartıldığı, ama hiç sesi çıkmayan öğretmene ne demeli acaba?

Kendisine sahip çıkacak meslek örgütleri, üçe beşe on beşe bölünmüş, Bakanlık neredeyse her şeyin suçlusu sensin diyor, okul idareleri her türlü zorluğu çıkartırken sessizce işini yapan öğretmenime ben ne diyeyim ki?

Reform adı altında her gün bir tuhaflık yapılırken öğretmene sen ne düşünüyorsun diye soran yok ki…

Ben hiçbir öğretmenin yeniliğe karşı olduğuna inanmıyorum… Ama adam yerine konulmak hiç kötü olur mu?

Yalandan da olsa bir sorsanız, “bu işi yapan, yürüten sizsiniz, şu kararlara en azından kenar köşesinden bir katılın” deseler kimin neyi eksilir ki?

Ben en iyisi içinizi daha karartmadan karnesini alan öğrencilere ve o karneleri veren öğretmenlere sabır ve iyi tatil diliyorum.

Haaa, bizim karne mi, aldık en sonunda…

Heyecan olmasa da, yine hoş bir gündü be…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.