FIRAT’TAN HAZAR’A

Tam 19 yıl geçmiş… Dile kolay on dokuz yıl…

Belediyenin yıkılan eski binasının arka sokağında, küçük bir satış mağazasında olgunlaşan ve bir avuç gönüllünün, büyük bir gümbürtüyle şehre sunduğu Fırat Şiir Akşamlarının ilkinin yapılmasının ardından geçen 19 koca yıl…
İnsan yaşlandığını böyle anlıyormuş… Küçük bir çocuğu karşınızda koskoca bir adam olmuş gördüğünüzde veya rahmetli Şeref Tan’ın dediği gibi “dodo” durduğunda…
Yıllar içerisinde Sivrice’ye gitse de, adı değişse de “şiir akşamları” hep devam etti…
Aksaklıklar olsa da, eleştirilecek dünya kadar şey yapılsa da bir sonrakinde düzelir umuduyla pek de olumsuz bir şey söylemeye gönlüm razı olmadı.
Çünkü çocuk bizimdi, ufak tefek sağlık problemleri olsa da büyüyordu işte…
Ancak geçtiğimiz hafta yapılan sonuncusunda, gördüklerimden sonra, necip Elazığ basınında yazılanları da okuduktan sonra dayanamadım, iki kelam da ben edeyim dedim.
Aynı sitede yazdığımız Hadi Önal Bey’in değerlendirmeden ziyade davet yazısı pek anlaşılır değil, özellikle Mithat Yılmaz Bey’in direkt kendisini hedef alan sözleri ve Hazar Şiir Akşamlarının genel eleşririsi ile ilgili neler söyleyecek merakla bekliyorum.
Mithat Yılmaz demişken, şairliğine bayıldığım bu beyefendi insanın eleştirileri göğüslemek adına nasılda gayret gösterdiğini görünce inanın onun adına üzüldüm.
Günışığı Gazetesi’nde Günerkan Aydoğmuş ve Bilal Civelek’in haklı eleştirilerine katılmamak elde değil…
Çok doğru ve yerinde sözler…
Ama Günerkan Bey şiir akşamlarının içerisinde olsa ve kendisi de bir şiir okusaydı acaba aynı eleştirileri yapacak mıydı?
Naşide Gökbudak Hanım’ın hastalık mizanseni ile şiirini değerli sanatçı Rıdvan Dağlar’a okutmasını çok önemli bulmuyorum, ciddiye de almıyorum. Mithat Bey’in dediği gibi zaten şiir şiire benzemiyordu ki, kim okursa okusun…
Yine Şiir Akşamları’yla ilgili Bedrettin Keleştimur’un her zamanki suya sabuna dokunmayan, ne söylenildiği de pek anlaşılmayan yazısını sanırım ilgililer değerlendirir ve bir sonraki sene dikkate alarak Bedrettin Bey’e komitede görev verirler.
Ben hayatımda hiç şiir yazmadım, ancak şiiri çok severim.
İyi şiiri de kendi çapımda anlarım.
Şairi ise gözünden, sesinden, duruşundan tanırım.
Hangi kıstaslara göre ne şekilde belirlendiği belli olmayan bir liste ile Elazığlıların ve şiir severlerin karşısına çıkarılan bu seneki şairlerin bir ikisi dışında diğerlerinin adını hiç duymadım.
“Teşvik filan anlamında çağırılmışlar” diyebilirsiniz ama şimdiyle kadar Türkiye’de dev olan şairlerin yanında adı sanı duyulmayan ve ne okudukları belli olmayan üç beş kişiyle “şiir akşamı” yapmak en başta şimdiye kadar bir kalite tutturmuş bu organizasyona hakaretti…
Serbest şiir adı altında, nesir olarak yazdıkları ve son yıllarda moda haline gelen “dize”leri alt alta yazan şairler, Elazığ’ın şiir hayranları tarafından da haklı olarak pek ilgi görmedi.
Elazığ Valiliği’nin özellikle öğretmenlere davet göndererek “mutlaka katılan yoksa hakkınızda soruşturma açarız” yollu nazik çağrıları da (!) pek itibar görmemiş olacak ki salonlar boş olarak programlar icra edildi.
Dün üç-beş kişinin birbirine methiye dizdiği ve halktan kopuk yapılan şiir akşamlarına gösterdiğim tepkinin bin mislini bugün zevahiri kurtarma adına “şiir akşamı” düzenlediklerini sananlara gösteriyorum.
Yapılacaksa doğru dürüst yapılsın ve iş hak edene verilsin, yoksa bırakın şiiri filan, o adına geceler düzenlediklerinize (aziz şehitlere ve Mehmet Akif Ersoy’a) birer Fatiha gönderin daha makbule geçer…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.