ELAZIĞ GAZETECİLERİNE

Yıllar önceydi…

Büyük Çarşının üçüncü katında, kimsenin uğramadığı yerde büro açan ve orada dostlarıyla sohbet eden bir büyüğümü ziyarete gitmiştim.
Yanında tanımadığım, ancak tanıştırılınca ismini duyduğumu hatırladığım bir gazeteci vardı. Beni tanıştırdı ama Elazığ’ın bu anlı şanlı büyük (!) gazetecisi pek iplemedi bile… 
 
Telefonla sürekli bir yerleri arayıp, bi takım işler hallediyordu… 
 
Rahat görüşmesi için sesimizi çıkarmadığımızdan mecburen onu dinliyorduk ve meseleyi biraz sonra anladık.
Tarım İl Müdürlüğünden ücretsiz fidan istiyor, karşıdan fiyat söyleyen yetkiliye “sizi yazarım” tehdidini yaparak işi parasız kapatmak için ısrar ediyordu.
Midem bulandığından izin isteyip kalktım, konunun ne şekilde çözüldüğüne de şahit olmadım 
 
Bu arkadaş daha sonra Elazığ’da dikiş tutturamayınca büyük şehirlerin yolunu tuttu, Ankara’dan filan arada sesini duyuyorum ama gazeteciliğinin boyutunu bilemiyorum. 
 
O günden bu güne köprülerin altından çok sular aktı… 
 
Artık gazeteciliğin kredisini, gücünü kullanarak böylesine kötü emeller besleyen kimselerin olduğunu bugün sanmıyorum. 
 
Ancak zaman zaman ufakta olsa serzenişte bulunduğum necip Elazığ basının güzide kalemleri alıştığımız gazetecilik formatının dışına çıkıyorlar. 
 
Aynı sitede yazmaktan onur duyduğum gazeteci büyüğüm Ergun Kaftancı kusura bakmasın, ama bir gün Elazığ’a gelip şu durumları bir görse 50 küsur senesini verdiği bu meslek adına sanırım üzüntü duyar. 
 
Yine aziz dostum İletişim Fakültesi dekan yardımcısı, bu işin okullusu, Mustafa Yağbasan bu durumlara ne diyor bilemiyorum. Önünde birikmiş şehrin şu kadar derdinden kafasını kaldırsa neler söyler merak ediyorum. 
 
Bu kadar lafı niçin söyledim biliyor musunuz? 
 
Geçen hafta Elazığ Belediyesi ile ilgili bir haber başta Cumhuriyet olmak üzere, yaygın medyanın birçok gazetesinde yayınlandı.
Allah için başta iki TV kanalımız olmak üzere, aynı gün, ertesi gün hiçbir gazetede iki satır bile bu haber görülmedi.
Bir hafta kadar sonra pek de okunmayan bir yerel gazetede küçük bir haber olarak rastladım. 
 
Patronlarınızın belediye ile ilgili ticari ilişkileri olabilir, dostluk münasebetleri de olabilir… Bunları anlayışla karşılarım… Ama gazetecilik bir meslek değil mi?
Gazetecinin her konuda şüpheci olması gerekmez mi? Gücü elinde tutanların her söylediğine inanılır mı? 
 
Gazetecinin her duyduğunun üzerine gitmesi, en küçük şüphe kırıntısını bile araştırması gerekmez mi?
 
Gazetecilik okuyucuyu gerçeğe yaklaştırma mesleği değil mi?  
 
Yine gazeteci, okuyucusunu iman tazeletmeye değil, olayların en ince teferruatını gösterip gerçeği yakalamasına yardım eden mesleğin sahibi değil midir?
Ben hiçbir gazetecinin o tarafta veya bu tarafta diye saf tutmasının ötesinde tek sadakatinin, gerçeğe doğru olmasını savunanlardanım. 
 
O zaman, sağda solda gazetecilik adına ahkâm kesenlerin, ne kadar keskin kalemlerinin olduğunu söyleyenlerin gerçek, sadece gerçek peşinde koşmaları gerekmiyor mu? 
 
Bu söylediklerimden kimse alınmasın…
Sadece dışarıdan bakınca neler gördüğümü biraz da üstü kapalı anlattım.
Herkes ne kadar aldıysa bilemem…
Ama birileri biraz faydalanırsa yine de sevinirim… 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.