ELAZIĞ EĞİTİM ŞURASI

Kadim dostum Bedrettin Keleştimur, Günışığı Gazetesindeki köşesinde Elazığ’ın birikmiş meselelerine çözüm ararken önemli bir teklifte bulunmuş:

“19.Milli Eğitim Şurası Elazığ’da yapılsın.”

Teknik olarak bunun ne kadar mümkün olacağını bilmiyorum… Hatta olabilecek gibi de gözükmüyor. Ancak, Bedrettin Beg’in bu teklifinden hareketle benim yaklaşık bir yıldır savunduğum ve ilgililere elimden geldiğince ilettiğim bir konuyu tekrar gündeme getirmek istiyorum. (Sayın Keleştimur’un çok sevdiği “tevafuk” sözüne de tam oturuyor.)

Buyurun gelin “Elazığ Eğitim Şurası” toplayalım.

Şimdiye kadar, Ankara dışında yapılmamış Milli Eğitim Şurası’nı Elazığ’a taşımaya çalışarak zaman kaybetme yerine, kendi eğitim şuramızı, kendi şehrimizde yaparak eğitim meselelerimizi konuşalım.

Evet, Elazığ’da eğitim iyi gitmiyor…

Mevzuyu rakamlara boğarak karmaşık hale getirmek istemiyorum.

Özellikle son on yılda üniversiteye yerleşme sıralamasında yetmişinci, lise girişlerde ise kırkıncı sıralara geriledik. (Meraklıları daha önce onlu rakamlarda olduğumuzu hatırlarlar.)

Bunun sebeplerini burada uzun uzadıya anlatarak sizleri sıkmak istemem.

Ama her evde bir veya daha fazla okuyan olduğundan yola çıkarsak bu şehirde yaşayanların eğitimle iç içe olduğunu da kabul etmek zorundayız.

O zaman gelin, sadece Elazığ’daki bu eğitim problemlerini konuşup tartışacağımız bir Eğitim Şurasını derhal hayata geçirelim. (Adı üzerinde takılmayasınız diye, Eğitim Çalıştayı, Eğitimin Sorunları ve Çözüm Yolları gibi isimler de önerilebilir.)

Öncesinde mevcut ve bilinen sorunların tespiti için komisyonlar kuralım.

Bu komisyonlar, üç-dört ay çalışarak toplanacak Şura’nın alt yapısını oluştursunlar.

Nihayetinde ise üç günlük bir genel toplantı ile final yapalım.

Tabii, işi sadece konuşarak da bırakmayalım. Belirlenen ve üzerinde anlaşılan sorunların çözümü için bazı komisyonlar görevlerine devam etsinler. Hatta zaman zaman yeni anket çalışmalarıyla nereden nereye gelindiğini de denetlesinler.

Bilindiği gibi Elazığ, en üst seviyedeki eğitim yöneticileri açısından bir türlü istikrarı yakalayamadı.

Nihat Büyükbaş’ın görevden alınmasından sonra önce ilkokul müdürü, şimdi de yine İstanbul’dan bir lise müdürü, Milli Eğitim Müdürlüğüne atandı.

Yeni müdürün performansı ile ilgili henüz bir fikir edinemedik.

Umarım geçmişte büyük illerle yarışan Elazığ eğitimine, şu an Hakkâri ve Şırnak düzeyine gerilemiş durumumuz açısından yeni bir heyecan ve çözüm önerileri getirir.

Değerli hocam Vehbi Çelik’in hep söylediği bir söz vardı: “Toplam Kalite Yönetimi, herkesin zannettiği gibi alttan yukarı doğru gitmez. Kaliteye en önce tepe yöneticisinin inanması gerekir. Sonra aşağıya doğru yayılır kalite anlayışı…”

Tepedeki yeklilerin bu konudaki duyarlılıklarını zaman içerisinde göreceğiz…

Üniversite demişken, bu kadar sıkıntı içerisinde lokomotif görevi yapması gereken Fırat Üniversitemiz ve Eğitim Fakültemiz ne yapıyor derseniz, hafta içerisinde açıklama yapan bir akademisyen arkadaşımız, yeni kılık kıyafet yönetmeliğinin faziletlerinden bahsediyordu.

İlkokul dört ve beşinci sınıf öğrencilerine yaptığı ankette çocukların yeni yönetmelik sebebiyle ne kadar sevindiğini filan anlatıyordu.

Bununla ilgili düşüncelerime başka bir yazıda değinirim artık.

Ancak, üniversitenin asli görevinin bu mu olduğunu sizlerin takdirine bırakıyorum…

Sağlıcakla kalınız…

 

Not: 15 Aralık Cumartesi akşamı saat yedide sadece Türkiye’nin değil dünyanın saygı duyduğu şehir planlamacısı, mimarı Ahmet Vefik Alp’i dinlemek için AKM’de buluşalım.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.