DÖNDÜM

Gittim, gezdim ve döndüm…

Giderken nereye gideceğimi söylemem demiştim, yine söylemeyeceğim nereye gittiğimi… Ama iyi oldu, hani “kafayı dağıttım filan” derler ya öyle bir şekilde geri döndüm…
Ramazandı, bayramdı, sıcaktı, yazdı derken işte yine geldim…
Sizi özledim mi diye soracaksınız biliyorum, bütün samimiyetimle “evet, hem de çok” cevabını bekler gibisiniz, öyle ise bende onu söyleyeyim:
Özledim vallahi…
Neyse…
Geldim, gördüm ve yazıyorum…
Geleli birkaç gün oluyor, önce şehirde neler gördüğümden başlayayım…
Bir kere değişen ve gelişen bir şey yok…
“Batı cephesinde yeni bir şey yok” diye bir film var ya onun gibi: Elazığ’da da yeni bir şey bulamadım.
Bir kere en başta “belediye” yok…
Temizliğiyle, güzelliğiyle, hadi her şeyden vazgeçtik “çiçekleriyle” övündüğümüz şehir, pislik ve toz içerisinde…
Biz olmadığımız sırada şehirde yapılmayan ilaçlamalar yüzünden her türlü haşarat cirit atıyor…
Size emanet bıraktığım bu şehrin haline üzüldüm vallahi…
Kekliktepe ve Çaydaçıra kavşaklarında yapılan düzenlemelerde önemli bir gelişme sağlanmamış, var olan sorunların üstüne trafik problemi de eklenmiş…
Okulların açılacağı bu Pazartesi akmayan trafik yüzünden insanları yeni bir çile bekliyor.
Bu arada Yapı Denetim ruhsatı verecek ofislerin kurulamaması yüzünden Elazığ’daki çok sayıda inşaat çalışamaz vaziyette bekliyor. Ne zaman izin verileceği belli olmayan bu problemin çözümü yolunda belediye yetkililerinde bir gayret gözükmediği ifade ediliyor.
Postahane meydanında ki uyduruk güzelleştirmenin (!) sonucunu görünce içim ezildi. Büyük paralar harcanarak, yine büyük umutlarla yapılan meydanın eskisinden tek farkı çıkıp inmeyi zorlaştıran merdivenler olmuş…
Gördüğünüz gibi şehir “aynı tas aynı hamam…”
Şu yazımın altındaki arşive bir tıklayın bakın üç-beş ay önce ne yazmışsak aynılarını tekrarlayıp duruyoruz.
Haa, eskiden sokak aralarında var olan işgaller artık caddelere taşmış…
Gazi, Hürriyet, İstasyon gibi en büyük caddelerin kenarları esnaf tarafından resmen teşhir meydanına dönüştürülmüş, geçilemez halde…
Belediye mi?
Yok ki…
Diyeceksiniz ki, var mıydı ki, yok olsun…
O da doğru…

Not: Bu arada yazılarıma ara verdiğim sırada muhtelif iletişim araçlarıyla bana “nerede kaldın, dön artık” diyerek beni mutlandıran;
Ankara’dan Nail Bey’e, İstanbul’dan Emine Hanım’a, Nevşehir’den Necla Hanım’a, şehrimizden Ömer, Ahmet, Mustafa, Bahattin, Cihan, Servet Bey ile Handan ve Hilal Hanımlara sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.