DERT, DERT, DERT…

Bu kıyafet konusunda meğer ne kadar dertliymişsiniz de benim haberim yokmuş…

Ben bilsem şimdiye kadar on yazı yazardım bu konuda…

Zaten durduğu yerde icat çıkarmada bizim milletimizin üzerine yoktur… Hele hükümet adamlarımız bu konuda aşırı mahir bir tavır sergiliyorlar. Çıkarılan her icadı biri sahiplenirken bunu kimse de sahiplenmedi. (Fırat Üniversitesinden bir hoca “ben araştırdım bu iş çok güzel oldu” filan diye kanallarda bir tur attı ama sanki çok taraftar bulamadı…)

CHP’nin tek parti olduğu yıllarda –ki bu konu da Sayın Başbakan tarafından çok dilendiriliyor ama o zaman başka parti mi vardı ki millet ikincisine oy versin- ilk mektepte kara önlük ile beyaz yakalık vardı…

Ortaokul ve liselerde erkeklerde uysa da uymasa da ceket kravat varken, kızlarda önlüğe devam edilirdi.

Hele bir de önünde, hilal içinde uluyan kurt amblemli okul kasketi vardı ki sormayın gitsin. Yaşı ellinin üstünde olan dostlarımın en çok çektiği işte bu kasketti…

Şapkanın yakışıp yakışmaması bir yana, ona sahip çıkma en önemli meseleydi. Askerlikte olduğu gibi, kaybedenin ihtiyaç gereği arkadaşınınkini aldığı sistem sizi her an şapkasız bırakabilirdi.

Kızlarda ise daha tuhaf duruyordu kasket… Hani yakışıklı belediye zabıtasına kaçıp evlenmişlerde, heveslerinden kocalarının şapkasıyla çarşıya çıkmış gibi…

Bir müddet sonra kızlar şapkadan muaf tutulsalar da erkeklerde uzun müddet devam etti…

Şapkayı takmak neyse ne de, bir de delikanlıların saçına taktılar.(Sahi yeni kılık kıyafet yönetmeliğinde saç sakal vaziyeti ne, biliyor musunuz?)

Mutlaka herkesin kafası üç numara makine ile traş edilecek. Bazıları sistemi muhalefetten midir, yoksa geç uzasın da masraf azalsın mıdır nedir bilmiyorum, sıfıra verirlerdi. Belki de anarşistlik taa o zaman ruhlarında vardı bunların, daha ODTÜ’ye gitmeden… Şapka takmış sürpriz yumurta gibi dolaşırlardı bu büyüklerimiz ahalinin içinde…

Büyük proflarımın uzunca anlattığı Türkiye üzerinden bir analiz yapalım bizde kendimizce…

Nüfusumuzun yüzde yirmi beşinin geçim derdi yok çok şükür.

Kendince idare edip geçinip gidiyorlar…

Geriye kalanlardan diğer yüzde elli, kredi kartı, ondan al buna ver, dayı emmiden iste derken paçayı iyi kötü kurtarıyor.

En sona kalan yüzde yirmi beşin ise hiç tutar dalı yok… Zaten köyü filan bırakmış gelmiş, ne iş ne güç… Belediye yardımları, yeşil kart, Ramazan çadırı derken günü doldurmaya çalışıyorlar.

İşte bilimsel olarak çok iyi açıkladığım bu her grubun da çocuğu var…

Hem de zenginden aşağı doğru indikçe git gide genişleyen bir taban…

Zengin bir bilemedin iki çocukla işi tatil ediyor.

Ama Başbakanın sözüne uyup ta üçü, biraz daha gayretle beşi bulanlar…

En altta kalanların elini de belini de tutan yok… Allah ne verdiye deyip dayanıyorlar…

İşte bilim burada duruyor…

En üstteki dilimin çocukları biraz rahat… Çünkü bunlar özel okul filan derken zaten genel ahalinin içine karışmıyorlar…

Diğer kategoriden çocuk, eğitim sisteminde “eşitlik” adı altında birbirine karışıyor.

Günün büyük kısmını beraber geçiren bu yavrular birbirlerini gözlüyorlar.

Ne yer, ne içer, ne giyer?..

Tamam, hepsi türbanını taksa, pardösüsünü giyse sorun yok… Eşitsizlik kısmen de olsa ortadan kalkacak…

Aileden sorumlu bakan “gerekirse devlet kıyafeti de alır…” diye bi salladı ama pek ciddiye alan olmadı…

Velev ki, dediği oldu, sınıftaki doktorun kızı Adidas çizmesini giydi geldi, sen elli tane plastik çizme alsan da öteki kızı nasıl durduracan ki…

Vallahi olmayacak yerde velilerin başına iş çıkardınız…

Dört artı, dört artı, dört oldu başımıza dert artı, dert artı, dert…

Bu iş de daha çok su götürür…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.