DERSHANELER

Geçen yazımızı bitirirken bu haftaya dershanelerden söz edeceğimizi belirtmiştim. Ancak gündem o kadar yoğun ve o kadar sürükleyici ki yazıp yazmama konusunda inanın tereddütteyim. 

Sadece Elazığ’ın gündemini değil, ülke gündemini de meşgul eden olaylar ilimizde cereyan ederken konuyu buraya getirmek ne kadar doğru bilemiyorum ama biz yinede sözümüzü tutalım.
Niye derseniz, evinde liseye veya üniversiteye hazırlanan öğrencisi olmayan kaç kişi var ki? Size hiç mi sormuyorlar “çocuk beşe geçti artık dershaneye gitme zamanı geldi ne yapalım, hangisine gönderelim?”
İşte bu yüzden bizim gündemimiz de bu hafta dershaneler olsun…
Geçen yazıda söylemiştim, bu dershaneler o kadar güçlü ki bırakın tek başına iktidarı 12 Eylül Darbesi bile çok istemesine rağmen kapatamadı.
Peki dershaneler bu güçlerini nereden alıyorlar? Paradan mı, yoksa başka bir yerden mi? Hayır hiçbir yerden…
Ve inanın ki onlar da en az bizim kadar bu durumdan şikâyetçiler. İlimizde bu sektörün en önemli ismi ve Türkiye’nin de dershanecilikte marka kabul ettiği İbrahim Taşel bile TV programlarında durumdan şikâyet ediyor.
Aslında onları bu kadar güçlendiren herkesin bildiği ama bir türlü çözüm bulmadığı/bulamadığı çarpık sınav sistemi…
Yani kısaca dershaneler mevcut sistemin bir sonucu… Bu sistem devam ettikçe var olmaya da devam edecekler. 
Milli Eğitim Bakanlığı, sınava dayalı bu “garabet” sistemi düzeltmediği sürece tıpkı bizden önceki nesiller ve bizler gibi, torunlarımız da bu konuyu tartışmaya devam edecekler.
Bu noktada dershanelere kızmaya da hakkımız yok diye düşünüyorum. On binlerce öğretmene istihdam sağlıyor, milyarlarca vergi veriyorlar. Ama bütün bu gayretleri yanlışı düzeltmeye yetmiyor.
Yapılan araştırmalar her yıl, 8-10 milyar doların dershanelere gittiğini ortaya koyuyor. Bu paranın eğitim sisteminin iyileştirilmesi için harcandığını düşünün. Her şey o kadar farklı olur ki! 
Geçenlerde bir haber ortaya atıldı ve beni de çok sevindirdi. Güya dershaneler üniversiteye dönüştürülecekmiş. Sanırım burada kastedilen meslek yüksek okullarıydı. Keşke devamı getirilseydi, ama her güzel şey gibi sadece söylenildi ve unutuldu.
Eğitim sistemi nerdeyse 15 yıldır tarihinin en kötü dönemini geçiriyor. Sebebini araştırmak için uzman filan olmaya gerek yok, son görev yapan bakanlara bir bakın ne demek istediğimi çok iyi anlarsınız.
Hikmet Uluğbay, eğitimin çok uzağındaydı. Tam bir şeyler öğrenmiş işe girişmişken başka bakanlığa kaydırıldı. Metin Bostancıoğlu, varlığıyla yokluğu hiç belli değildi. Necdet Tekin çok az görevde kaldığı için o bile anlamadı niye geldi, niye gitti… Erkan Mumcu’nun aklı bir karış havadaydı ve kafasında çok başka şeyler vardı. 
En uzun süre görevde kalan Hüseyin Çelik, her şeyi o kadar çok biliyordu ki (!) bana göre gelmiş geçmiş bakanlar içerisinde en büyük zararı sisteme o verdi.
Mevcut bakanımız Nimet Hanım ise aklından bile geçmeyen bir bakanlığa getirilmenin telaşı içerisinde işi öğrenmeye çalışıyor, Ne kadar kalır ne yapar zaman gösterecek…
Görüldüğü gibi, kendi içinde istikrarı ve “Milliliği” sağlayamamış, politikasını oluşturamamış bir bakanlığın, ayrıntının ayrıntısı dershanelere el atması ve çözmesi ancak hayallerimizi süsleyecek bir fantezi gibi duruyor…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.