CUMHURBAŞKANI DA GELDİ GİTTİ

Bizim Elazığ o kadar misafirperverdir ki yolu bu tarafa düşen herkesi ağırlamaktan büyük keyif alır.

Bir devlet büyüğümüz, Tunceli Bingöl tarafına mı gidecek, tabii ki Elazığ havaalanına inmesi gerekiyor. Hemen toplanır karşılar, ağırlar ve göndeririz, dönüşte aynı merasimi yapar Ankara’ya uğurlarız. 
Arada bir büyüğümüz, buraya kadar gelmişken şu Elazığ’ı da bir gezeyim derse çok mutlu olur, şehirde bir tur attırdıktan sonra Akgün Otel’e götürür, yatırır, ertesi günü yine uçağına bindirir yolcu ederiz.
İşte Sayın Cumhurbaşkanımızda yolu bu tarafa düşmüşken bir gece de Elazığ’da konakladı. Akşam iyi ki fırsat bulup yemekte dertlerimizi, problemlerimizi uzun uzun (!) anlattık da ertesi güne koymadık bir şey…
Sudan’ın mı nerenin, bir devlet başkanı –ki hakkında şaibeler varmış, adam mı öldürtmüş ne yapmış iyice belli değilmiş- İstanbul’a gelecek diye Sayın Cumhurbaşkanımız programının birçok kısmını gerçekleştirmeden Elazığ’dan ayrılmak zorunda kaldı. Adam da gelmemiş ya o da başka bir üzüntü oldu bize…
Buraya kadar olan herkesin iyi kötü Elazığ’ın necip medyasından da takip ettiğimiz bilinen kısım… Bir de kulislerde konuşulan/ konuşulmayan kısımlar var ki bu seyahatin belki de en çok ilgi çekici kısmı bu olsa gerek…
Bu şehirde yaşayan herkesin iyi kötü kendine göre bir gündemi var. Üç aşağı beş yukarı bunlar da bir birini tutuyor ama gündem yaratan, gündem kovalayan necip Elazığ basının bundan haberi yok.
Aynı ülke gündemi ile ülke medyası gibi…
Hükümet adamları ile askeriyenin paşaları arasında bir aydır süren “ıslak damga” mevzusu gibi…
Sahte mi gerçek mi.. Yahu kime ne…
Hemen arkasından “domuz gribi” meselesi…
Aşının faydası mı var zararı mı? Daha işin bu kısmını bile bir türlü halledemedik…
Benim aklımda bu kadar yazılıp çizilenden sonra kalan bir tek gerçek var..Bir araştırma sonucu: Vatandaşın yüzde 47’sinin sabun kullanmadığı gerçeği…
Yani her iki kişiden biri işini bitirdikten sonra elini laf olsun diye şöyle bir suya tutuyor.
Sonra sofraya oturuyor, kendine ait olanı yiyor, başına iş geldiğinde de suçu domuza atıyor.
Geçen gün yine bir kanalda, büyüklerimizin doktoru Osman Müftüoğlu’ndan dinledim. Bu hastalık daha çok sağlıklı görünenleri, daha hijyenik yaşayanları vuruyormuş..
Vurmak ne kelime perişan ediyormuş. Diğer yüzde 47’lik kesimi ise teğet geçiyormuş, aynen ekonomik kriz gibi…
1590’lı yıllarda İstanbul’da altı yıl geçiren Alman bir bilim adamı ahaliden her iki kişiden birinin asla sabun kullanmadığını yazıyor. Yani eline ne bulaşmışsa aynen midesine gidiyor. 
Yani bünyenin tanımadığı türden mikrop yok. Domuz gribi o bünyeyi delip geçebilir mi?
Gariban virüs, kendine kurban olarak mecburen sabun kullanan birilerini arayacak.
Bu kadar taşgalanın içerisinde ben yine de gün sayıyorum. Geçenlerde bir yerde yazıyordu oradan öğrendim.
Bizim ahalinin bir konu ile ilgilenme kapasitesi yirmi dokuz gün ile sınırlıymış… 
“Yirmi dokuz gün..” 
Bu da en fazlası.. Ondan sonra o konuya ilgisini kaybediyormuş… Balık hafızasından beter bir durum.. Aynı bilim balıkların hatırlama kapasitesini üç ay olarak hesaplıyor…

Dün Öğretmen Evi’nin karşısındaki Timur Abi’nin parkına gittim.
Aşırı sağanak yağmurdan sonra birden açan güneş etrafı pırıl pırıl yapmış, insanlar kendilerini dışarıya atmıştı..

Oturduğum yerden otuzdan fazla masayı görebiliyordum… Bir tanesinin üzerinde gazete yoktu.. Gündem de yoktu..

Aralarında üç masa bulunan iki yaşlı Elazığlı uzaktan karşılıklı konuşuyorlardı…

Biri “Kemal Abe gidici, duydun mu?” dedi.. Öbürü duymamış..

“Yaşı sekseni geçen dört kişi kaldık..” deyip, isim saydı.. Öbürü “Dört mü?” diye şaştı..

Karşılıklı konuşacaklarına aynı masada oturmuyor, sohbeti bütün müşteriye dinletiyorlardı..

Nedenini düşündüm.. Aynı masada otursalar birinden biri, diğerinin içtiği çayın parasını ödemek zorunda kalacaktı..

Çay onlara göre çok pahalıydı ve onların gündemi buydu.. 
Yahu ben yazıya başlarken Sayın Cumhurbaşkanı’nın Elazığ’a gelişini ve perde arkasını yazacaktım. Benim gündemim de kaynadı gitti… Beni de kendilerine benzettiler vesselam..
Neyse borcum olsun haftaya yazarım…Kalın sağlıcakla…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.