ÇALIŞMANIN ÖNEMİ VE ŞURA

Hayatım hep çalışma, hep mücadele ile geçti.

Bize öyle öğrettiklerinden mi, yoksa mayamızda mı vardı bilmiyorum, hep bir şeyler üretmeye, hep başkalarına yardımcı olmaya, sürekli ekmeğini yediğimiz, suyunu içtiğimiz bu millet, devlet için bir şeyler üretmeye uğraştık.

Geçen hafta yazdığım ve muhatapları tarafından ciddiye alınıp, çok sayıda cevap aldığım yazı üzerine bazı dostlarım memnuniyetlerini belirtirken, özellikle de aile çevremden “yine kendine iş arıyorsun, yeniden başına gaileler açacaksın” türünden serzenişlere de muhatap oldum.

Bize hayatı öğretenler, her şeyin para pul olmadığını, özellikle “bilginin de zekâtı olduğunu” ve günü, zamanı geldiğinde bunu da vermek gerektiğini söylediler.

Belki de birileri “hep kendine çalışırken”, birilerinin de “başkaları” için bir şeyler yapması gerektiği gerçeği var olduğundan böyle yapıyorum…

Bilmiyorum…

Ama ben yıllardır yürüdüğüm bu çetin yolda “yalnız da kalsam” yürümeye devam edeceğim…(Hem yalnız filan da değilim, çok dostum var, sağ olsunlar…)

Elazığ Eğitim Şurası dedim…

Gerçekten de sadece Elazığ’dan değil, il dışından da konuya duyarlı çok sayıda dosttan mesaj aldım.

Yapılacak bu çalışmada ellerinden gelen her türlü katkıyı sunacaklarını açıkça beyan ettiler.

Ama burada asıl iş tabiî ki il yöneticilerine düşüyor.

Başta İl Milli Eğitim Müdürünün konuyu sahiplenmesi ve öncülük etmesi gerekiyor. İlimize yeni atanan ve ilk müdürlük deneyimine Elazığ’dan başlayan Milli Eğitim Müdürünün en önemli sınavı bu olacaktır.

Zaten iş, ilk çakmağı çakmakta, inanıyorum ki gerisi gelecektir.

Müdürlüğün okullardan Elazığ’ın eğitim durumu ile ilgili bir çalışma yapmalarını istediğini ben duymadım, ancak böyle bir şey başlamışsa olumlu bir durumdur.

Ama bu konu bir-iki yazıyla geçiştirilecek bir mesele değil ki…

Ben umudumu kaybetmeden bekliyorum…

İnşallah birileri harekete geçecektir.

Bu kadar ciddiyetin üzerine çalışma, iş, güç demişken acaba biz yanlış mı yapıyoruz üzerine, duyduğum bir hikâyeyi anlatayım da az da olsa bir gülümseme olsun.

Hani bize çalışma ve kışın sefasını süren karınca ile yaz tembeli, kış sefili ağustos böceği üzerine anlatılan hikâye, hiç de öyle değilmiş…

Kara kışın ortasında karıncanın kapısı çalınmış… Bakmış ağustos böceği, sırtında kürkü, ağzında purosu…

“Komşu…” demiş…”Ben bir Avrupa turuna çıkıyorum, istediğin bir şey var mı?”

Karınca renk vermeden “Paris’e uğrayacak mısın?” diye sormuş…”Evet…” cevabını alınca, bir kâğıda yazdığı adresi ağustos böceğinin eline tutuşturmuş…

“Bu adrese uğrayıver bir zahmet…” demiş…”Orada La Fontain oturuyor… Ona de ki karınca senin taa yedi sülaleni…”

Gerisi sinkafli, yazmayayım…

Ama inanın hayat kadar acıtmıyor…

 

Bu kadar lafın üzerine çalışmaya devam mı?

Ben evet diyorum, ya siz?

 

Not: CHP’de beklenen kan değişikliği gerçekleşti. Mustafa Kemal Atikeler yeni il başkanı oldu. CHP il yönetiminin bundan sonra ne yapacağını ve nasıl bir politika üreteceğini bekleyip göreceğiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.