BÜYÜKŞEHİR OLALIM MI?

Son günlerde Murat Kuşçubaşı’nın Günışığı gazetesinde bütün iyi niyetle kaleme aldığı Elazığ’ın Büyükşehir olma gayretini takdirle takip ediyorum.

Kuşçubaşı gerçekten inanarak, Elazığ’a getirisi olduğuna inandığı büyükşehir olma dileğini, kamuoyu oluşturma adına sabırla, inatla yazmaya devam ediyor.
Hele Malatya’nın bu yolda uzun bir mesafe alması, Kuşçubaşı ve bu konuda iyi niyeti olan birçok kişiyi daha da heyecana getiriyor.
Bunlar gerçekten “çok güzel hareketler…”
Geçen hafta yerel bir TV kanalında Ahmet Tevfik Ozan’ın dediği gibi “Malatya milletvekilleri gökyüzünde gördükleri bulutu bile Malatya’nın üzerine nasıl götürürüz” diye kafa yorarken ve hizmet noktasında çok büyük mesafeler alırken”, bizim elimizdekileri bile kaybetmemizin izahı yok…
Bizim milletvekillerimizin ne yaptığını artık sormayacağım. Gerçekten bıktım, usandım…
Hele Ticaret ve Sanayi Odası eski başkanı Suat Öztürk’ün sırf savunmak adına “daha ne yapsınlar, ellerinden gelen gayreti gösterdiler, Elazığ’a bu kadar yatırım tarihinde gelmemişti” türünden anlaşılmaz laflar etmesini hiç eleştirmeyeceğim.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin sekiz yıl gibi uzun bir sürede, her ile olduğu gibi Elazığ’a da yaptığı yardımı milletvekillerimizin becerisine bağlamak hangi insafa sığar bilemiyorum.
Ancak benim kafamı çoktandır kurcalayan “acaba büyükşehir olsak ne değişecek” sorusunun cevabını da bulmam gerek…
Daha önceki yazılırımızı takip edenler hatırlayacaklardır. Defalarca sorduğumuz ve rahatsızlığımızı belirttiğimiz konular acaba “büyükşehir” olunca nasıl giderilecek, birisi bunun cevabını versin…
Hafızalarınızı tazelemek adına tekrar aynı soruları soruyorum:
Büyükşehir olunca şehrin en merkezi yerinde halısını insanların üzerine patırdatma işlemi sona erecek mi?
Dükkân önlerinde, çay ocaklarının köşesinde, İhsaniye Camii’nin duvar dibinde oturan ve yoldan geçenleri büyük bir dikkatle takip eden vatandaşlarımız yeni yerlere mi taşınacaklar?
Balgamını asfaltın üzerine yapıştıran insanımız bu alışkanlığından vaz geçecek mi?
Beş dakika, sadece beş dakika yağan yağmurda Elazığ sele gidecek mi? Yüzme havuzuna dönen ana caddelerde tatlı su balığı avlayabilecek miyiz?
Yıllardır bir çivi çakılmayan ve artık yükü kaldıramayan alt yapımız, büyükşehir olunca yenilenecek mi?
Bırakın aracı, yayanın dahi yürüyemediği ara sokaklarda büyükşehir olunca “büyüklük” meydana gelecek mi?
Bir ayda çok mükemmel bir nefes alma yeri olacak denilip, muhtelif projeler gösterilerek gözümüz boyatılan ve dört beş aydır uyduruk karoların bile döşenemediği postahane meydanı daha çekici hale gelecek mi?
Ne için yıkıldığı ve ne için yapıldığı belli olmayan eski belediye binamız baktıkça içimizi karartmaya devam edecek mi? Sanki beddua almış gibi dükkân açan esnafın iş yapamadığı iflas ettiği belediye çarşısı cazip hale gelecek mi?
Şehit İlhan’lar otoparkının üstüne yeşil alan yapılacak denilip, her iki ucuna bir “heyula” dikilmesinin hesabını soramazken, birileri Allah rızası için çıkıp ta gönlümüzü rahatlatıcı bir açıklama yapacak mı?
İhsaniye Camii’nin bahçesindeki asırlık çınarların verdiği huzuru bizlere sağlayacak bir yeşillik bulunacak mı?
Otuz iki trilyona neden ve kime satıldığı birçoğumuzun meçhulü olan eski sebze halimizin yeri yine bize geri verilecek mi?
Sorular, sorular, sorular…
Yerim kalsa daha onlarcasını alt alta sıralarım…
Şimdi ben bu sorularımın cevabını en başta Sayın Kuşçubaşı’ndan sonra da illaki bir an önce “büyükşehir olalım” diyen herkesten bekliyorum.
Yoksa Elazığ büyükşehir olunca belediye binasının önünde asılı duran levhaya “Elazığ Büyükşehir Belediye Başkanlığı” yazmak hepimizi mutlu mu edecek?
Unutmayalım ki isimler “cisimlere” kimlik kazandırmaz.
Tıpkı Süleyman’a da “muhteşem” demekle “Kanuni” olunamayacağı gibi…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.