BİZ GERÇEKTEN BÖYLE MİYİZ?

Yaz mevsimin gelmesi ile büyük şehirlerden ilimize akınlar başladı. Uçak seferlerinin artması, gidiş gelişi o kadar kolaylaştırdı ki günü birlik Elazığ’a gelen misafirler hem işlerini hallediyor, hem de özlem gidererek dönüyorlar.

Geçtiğimiz hafta da, bu gelen misafirlerden bir-ikisi benim payıma düştü. Şimdi diyeceksiniz ki senin misafirlerinden bize ne?
Doğru, size bir şey yok ama Elazığ’a çok şey var… Her şeyin kalitelisi ile ilgilenen ben, tabii ki şehrimizin de kaliteli olmasını isterim. Bu sebeple gelen insanlara şehrimizi nasıl bulduklarını, varsa bir eksiklik söylemelerini sürekli sorarım.
Ahmet Çelenk’i hepiniz tanırsınız… Ünlü yönetmen, yapımcı… Ali Gençosman ise uzun yıllar İstanbul’da yaşayan, rahmetli Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun da amcazadesi, bir Elazığ sevdalısı, iş adamı…
Söylediklerinin bazılarını sizlerle paylaşmak durumundayım…
Biz Elazığ’da oturuyoruz. Belki kısa süreli il dışına çıksak da yine şehrimize dönüyoruz… Elazığ’da olan olumsuz, bu aziz şehre yakışmayan, gerek fiziki anlamda, gerekse davranış noktasında yaşanan kötülüklerin birçoğunu görmüyoruz, göremiyoruz.
Çünkü insan yaşadığı yerde belli bir süre sonra olayları ve mekânı o kadar “kanıksıyor ki” görmesi gerekeni de göremiyor.
Bu yüzden “yönetim felsefesinde” yöneticiler uzun süre aynı yerde göreve yaptırılmaması ve belli sürelerle yer değiştirilmesi tavsiye edilir.
Bu uzun girişten sonra konunun özünü söyleyelim… Biz etrafımızda olanlara o kadar alışmışız ki artık birçok şeyi görmüyoruz. Görsek de normal karşılıyoruz.
Neler mi? Kısa kısa söyleyelim o zaman…
Dostlarım kötü görüntünün hava alanına iner inmez başladığını söylediler…
Ağzındaki balgamı bütün şiddetiyle yere atan taksi şoföründen tutan da, birbirine argo sözcüklerle şaka yapan yurdum insanına kadar her şey iticiymiş…
Hava alınandan şehre nakil sırasındaki araç görevlisinin “paranın üstüne yatma” taktiklerinden, alış veriş için girdikleri şehrin en önemli alışveriş merkezlerindeki kişilerin davranışlarına kadar her şey tuhaf gelmiş…
Hele bizim defalarca yazdığımız ama Belediye yetkililerinin uzaktan seyrettikleri, hatta zaman zaman kendilerinin de gidip oturdukları dükkân önlerinde kürsü başı sohbetleri, dostlarımın hiç anlamadıkları bir eğlence oldu.
İhsaniye Camii’nin dibindeki iki sıra dizilmiş insanların bir şenlik mi, yoksa festival niyetiyle mi piknik yaptıklarını anlatmaya benim de gücüm yetmedi.
Hele penceresinden, Allah’ın verdiği gücü, bütün şiddetiyle dışarıya yansıtan ve halısını başımıza silkeleyen “abla”yla ilgili sorularına verecek hiçbir cevap bulamadım.
Bana Elazığ’ın ne kadar süre içerisinde bu hale geldiğini sordular. Düşündüm, düşündüm…
Gerçekten biz ne zaman da böyle olduk?…
Yaşı kemale erenler daha iyi bilirler… Biz gerçekten böyle miydik, yoksa son zamanda mı böyle olduk?
Seneler boyu dar çerçevede bir birlerine şiirler okuyarak, daha sonra da gazete köşelerinde bu şiirlere methiyeler yazarak Elazığ kültürünü koruduğunu ve kolladıklarını sananların bütün bunlara ne diyeceklerini merak ediyorum.
Ne diyelim, “ölü bizim Allah rahmet eyleye…”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.