BEN YOKKEN…

 

Ayrılık bu sefer bir hayli uzun oldu…

Özleyip özlemediğinizi bilmiyorum, benim duygularım ise karmaşık…

Ama doğruyu söylemek gerekirse yazmayı özlemişim…

Gittiğim yerleri ve gördüklerimi anlatıp sizi imrendirmeyeceğim…

Ne bileyim bir yerlere gittik, geldik işte…

Yazacak, söyleyecek o kadar laf birikmiş ki onlara bakalım biz isterseniz… Hangisinden başlayacağımı bilmiyorum…

En iyisi kısa kısa, hani “her dertten yüz gram” derler ya, o hesap size olanları özetleyeyim…

“Elazığspor en sonunda bir puan aldı” diyen yerel televizyon yorumcularına Başkan Selçuk Öztürk –ki onlarla başkanın yıldızı geçen seneden beri bir türlü barışmıyor- “Size ne lan” diyerek canlı yayında güzel (!) bir gönderme yapmış…

Yine aynı büyük başkanımız, kulüpten gitmek isteyen futbolcuya “Ben yukarıdan vurdu mu kulübün altına düşer” diyerek yardımcı olmuş…

Kayserispor maçında gol atan Ahmet Görkem, gol sevincini yaşarken Fenerbahçeli Emre Abisi gibi Rabia işarete yaparak bir göndermede de o bulunmuş…

Bağ-Kur Caddesindeki kaldırımlar iki metreye çıkarılınca, oturacak ve eşya koyacak yeri çoğalan esnaf, mikrofona “Belediye Başkanımıza teşekkür ediyoruz, Allah onu başımızdan eksik etmesin” diye hayır duasında bulunmuş…

Belediye Meclis toplantısında kendisine verilen söz tutulmadığı için hak arayan Nihat Demirbağ’ı susturmaya çalışan Başkan Vekili Atik Birici, polisleri göreve çağırdı. (Bu sırada Belediye başkanımız başka bir odada oturuyor ve içeriye “ben İstanbul’dayım” mesajı yolluyormuş.) AKP’li meclis üyesi ise bu haksızlıklara tahammül edemeyerek eliyle masaya vuruyor ve elini yaralıyordu…

Bingöllü Kalkınma Bakanımız “11 il cazibe merkezi olacak” diye açıklama yapıyor, ama anladığımız kadarıyla –ki pek de iyi anlayamadık- Elazığ bu illerin arasında yine yer almıyordu…

Bütün bunlar olurken sivil toplum örgütleri sırayla Mısır’daki ve Suriye’deki olayları kınayan açıklamalar yapıyorlardı… Asli görevlerinin ne olduğunu kendilerinin de bilmediği veya unuttuğu bu kuruluşların her şeye maydanoz olmalarını hiçbir zaman anlamamıştım, şimdi iyice karıştırdım…

İlimize yeni tayin olan Vali Koçak, Başbakanın fotoğrafının odasında bulunmasıyla ilgili “ne yani odamızda Türkiye Cumhuriyetinin değil de Yunanistan Başbakanın fotoğrafı mı olmalı” diyerek ilk açıklamasıyla gündemde yerini alıyordu…

İlimizde bu kadar sıradan olay olurken necip (!) Elazığ basını, geçmişten günümüze yapılan kültürel faaliyetlerin dökümünü çıkarıyor, bunların Elazığ kültürüne ve ekonomisine ne kadar büyük (!) katkılar sağladığını günlerce anlatıyordu…

Dokuz köyden kovulan bazı deliler, buldukları Onuncu Köy’de bazı doğrulardan bahsedince de her yönden saldırıya uğruyor, “Sen yazında yine beni anlatmışsın ayıp değil mi” türünden teşvik edici (!) söylemlere maruz kalıyorlardı.

Gördüğünüz gibi Elazığ’da değişen pek bir şey yok…

Malzeme bol, konu geniş…

En kısa sürede bodoslama daldığımız mevzuları toparlarız inşallah…

Ama o meşhur Tatlıses türküsü gibi farkeden bir şey yok:

“Aynı hemam, aynı tas…”

 Haa bu arada Elazığ’dan bir de Devlet Bahçeli geçti…

Onunla ilgili görüşlerimi ayrı bir yazı konusu inşallah yaparız…(Hep yaparız diyorum ama gündem sıkışınca unutuluyor diyecekseniz ama ne yapalım, bundan sonra bolca anlatacağız bir şeyleri artık…)

Siyaset bu şehrin en önemli malzemesi, haftaya başlarız artık…

Not: Yazıya noktayı koyduk, arkadaşlarımız aradı. Son zamanların aykırı sesi gazeteci Nafiz Koca’nın menfur bir saldırıya maruz kaldığını söylediler. Olayı kınıyor, kendisine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Yerim olsa bununla ilgili de söyleyecek sözümüz var, inşallah o da haftaya…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.