BAYRAMLAR BAYRAM OLSA

Hiç sıkıntımız derdimiz yokmuş gibi geçen hafta yeni bir dert edindik kendimize… 


“19 Mayıs Törenleri” ile ilgili bir genelge çıkartılarak Ankara dışında törenlerin statlardan kaldırılarak sadece okullarda kutlanması kararı gündeme oturdu… 

Yandaş, candaş, basından muhalif duruş sergileyenlere kadar herkes bu konuda aklına geleni yazdı. 

Cumhuriyet düşmanlığından tutun da, “aman ne güzel oldu, zaten sıkılmıştık” diyene kadar her telden çalındı. 

Haziran 1938’den bu yana düzenlenen tören herkesin bildiği gibi Milli Mücadelenin başlaması olarak kabul edilen 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal’in günün zor şartlarına rağmen Samsun’a çıktığı tarihtir. 

Ben işin bilimsel, şu bu tarafından ziyade, herkesin bildiği cephesinden bakarak görüş beyan edeceğim. 

Bir kere 19 Mayıs değil, diğer bütün bayram törenleri şekilsel olarak öğrenciler ve öğretmenler için bir işkence halini almıştır. Statlarda dizilerek programı büyük bir keyifle seyrettikleri yüzlerine yansıyan (veya yansıtmaya çalışan) zevat açısından nasıl olduğunu ise bilmiyorum. 

Bayramdan bir, bir buçuk ay hatta bazen daha önce başlayan çalışmalar bayram gününe kadar büyük bir ciddiyet içerisinde devam eder. 

Hele 1980’den sonra başlatılan ve statlarda tahtalarla yapılan fon gösterileri var ki tam evlere şenlik… 

Okullarından alınan öğrenciler götürüldükleri statta saatlerce o renkli tahtalarla fon yapmaya çalışır, bayram günü bir saatlik tören, üç tane yazı için saatlerce ter döker veya donarlar… 

Bilindiği gibi bayram törenleri genelde okulların açık olduğu günlere rastlıyor. Özellikle 23 Nisan ve 19 Mayıs bayramlarından kısa bir süre sonra ÖSS ve SBS (adları her sene değişiyor, yeni adları ne siz bilirsiniz) sınavları yapılıyor. 

Hayatların sınavlara endekslendiği bir dönemde öğrenciyi bir buçuk ay statta bayrama hazırlamak hangi mantığın ürünü gelin siz hesap edin. 

Kaldı ki, bayram nedir? 

İnsanların, özellikle çocukların gönlünce eğlendiği, oynadığı, zıpladığı, aklından geçeni yaptığı bir gündür… Oysa biz ne yapıyoruz, aşırı disiplin adına, “kımıldama, sırayı bozma, aynı anda elini kaldır…” gibi kısıtlamalarla o günü zehir ediyoruz. 

“Etek boyu tartışmalarının” günlerce sürdüğü bayramlar bilirim ben… 

Çocuklar için yapıldığı söylenen bir bayramda, soğuktan tir tir titreyen minicik yavrulara veya güneşin önünde bayılan gence gidin bir sorun bakılım bayramın heyecanını, duygusunu anlayabilmiş mi? 

Hem bu bayram eziyetini niye hep bayram adanan (çocuklar ve gençler) çekerler… 

Bir kere de nüfus memurları veya tapudaki görevliler bayram hazırlasalar da öğretmen ve öğrenciler gitse tribüne otursa da seyretse olmaz mı? 

Bu yukarıda yazdıklarımın bir kısmını bundan yıllar önce söylediğimde neredeyse “milli bayramlara muhalefetten” hakkımda soruşturma açılacaktı… 

Ben iktidarın bu kararı hangi niyetle aldığını bilemem, niyet okuyacak durumda da değiliz… 

Ama benim penceremden baktığımda gördüğüm şudur: 

“19 Mayıs Milli Mücadelenin başladığı gündür. Gençlere sağlam bir milli mücadele bilinci vermek en güzel bayramdır” 

23 Nisan’da çocuklara gönüllerince eğlenme fırsatı verilerek, milli hâkimiyet anlatılsa daha güzel olmaz mı? 

29 Ekim’de Cumhuriyet bütün yönleriyle kavratılsa fena mı olur? 

Padişaha söverek, tarihe hakaret ederek, geçmişe yanlış diyerek bayram yapma dönemi kapanıyor gibi… 

Unutmayalım ki “statlarda kule yaparak vatan sevgisi gösterilmez…”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.