AZ KALDI HIZARCI ZÜLFÜ USTA YANACAKTI

Harput’a gidip de görmeyeniniz yok sanırım…

Sunguroğlu Konağı’ndan bahsediyorum…

Aşağı yukarı 300 yıllık bir bina…

Elazığ sevdalısı olarak bildiğimiz ve şehre muhtelif katkıları olan Sunguroğulları’nın ata, dede yadigârı…

Kadirhan Sunguroğlu’nun anlattığına göre yıllar önce Belediye’ye devredip haklarından feragat etmişler. Ancak, soy simlerini taşıyan konakla ilgileri bitmemiş…

Süleyman Bey, “burayı yaptırın turizme açalım” filan dese de, kişisel veya aile olarak bu yükü kaldıramayacaklarını ancak içine ellerinden gelen ölçüde katkı sunacaklarını söylemişler.

Hatta gönüllü kültür elçisi Ülker Ardıçoğlu topladığı bazı eski eşyaları oraya koymak için hazır tutuyormuş.

Hacı Kerim Efendi’nin tam girişte, karşınıza gelen yerde yıllara meydan okurcasına, bütün haşmetiyle duruyor…

 Şehirdeki bütün işlerini tamamlayan gayretli Belediyemiz(!) hazır işleri toplamışken, şu konağıda bir hala yola koyalım diyor…

Diyarbakır’dan izinler filan alınıyor ve işe koyuluyorlar…

Ancak yapım aşamasında yine Kerimhan Bey’in söylediğine göre, defalarca izah etmişler ki “buranın damı çatı olması gerekir, 84 yaşındaki babam diyor ki, ben kalktım bura çatı dam yapılırsa bu bina çekmez, çöker.”

Ama anlayan kim…

“Gerekirse loğlarız, eskisinden sağlam olur…” diyerekten tam 875 milyar lira harcanarak bina restore ediliyor…

Yine bazı münafıklar “yaa bu parayla Harput’u yeniden yaparız” filan gibi tezviratlar çıkarsa da pek dikkate alınmıyor.

Çatı sökülüyor dam eskisine uygun –nasıl uygunsa- toprak yapılıyor…

Ancak aradan geçen birkaç yıl içerisinde bir gün Harput’un çetin kış şartlarına dayanamayan çatı çöküyor…

Enkazı kaldırmaya gözü kesmeyen veya gücü yetmeyen Belediye yetkilileri, her zaman olduğu gibi yine “hizmet satın alıyorlar.”

Bir kepçe ustasına “şu yıkıntıyı toparla kaldır buradan, ağaçlar da senin olsun” diyorlar…

Usta, ekmeğinin peşinde…

İşe koyuluyor, bir-iki gün çalışıyor ve kaldırıyor enkazı…

Cisirleri de –damı örtmede kullanılan kalın iri ağaç- tanıdığı bir müteahhide satmak istiyor…

Anlaşıyorlar, bir arabaya yüklüyor cisirleri ve sanayide müteahhidin adamı olan Hızarcı Zülfü Usta’ya götürüp teslim ediyor, parasını alacağı günü bekliyor…

Bekliyor beklemesine de işler umduğu gibi gitmiyor…

Etrafa saçılan kalıntılardan ve ağaçların üstündeki Osmanlıca yazılardan işkillenen birileri yine pişmiş aşa su katarak bunların tarihi eser olduğunu söylemeye başlıyor…

Söylentiler artınca olaya el koyan yetkililer kepçe ustası parasını almaya fırsat bulamadan Hızarcı Zülfü Usta’nın dükkânında cisirlere el koyuyor…

Şimdi giden 675 milyara mı yazık oldu diye üzüleceğiz, iki gün çalışıp enkazı canla başla toparlayıp eline bir kuruş bile geçmeyen kepçeci ustaya mı?

Söylentiye göre usta belediye gidip, bağırıp çağırıp parasını istemiş ama herkes, “biz muhatabın değiliz, bizi ilgilendirmiyor, git derdini Hızarcı Zülfü Usta’ya” anlat demişler…

Aslında eski esere zarar vermekten topunu içeri atmak da vardı ama neyse…

En azından ondan kurtarmışlar…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.