ATIYORSAN ATMA KARDEŞİM

Siyasetti, şuydu buydu derken kültür, sanat ve en önemlisi değerlerimizi anlatmaktan uzak kaldık.

Özellikle 70’li yılların sonunda başlayın Türkçe üzerindeki oyunlar, geçen yıllar içerisinde hızını kaybetmeden devam etse de, ülke gündeminin farklı şeylere çekilmesi sonucunda dikkatimizden kaçmaya devam ediyor.
Asırlardır Batı’nın yaptığını (sosyal ve kültürel manada), “Batılı olma”yı büyük marifet sanan içimizdeki sahte zihniyetteki aydınlar yapınca söyleyecek lafta bulamıyoruz.
Noel Baba adına tören düzenlemek, İzmir’de Homeros Vadi’si açmak, Antalya’da Aspendos, Çanakkale’de Uluslar arası Troia Festivali düzenlemek, Homeros Bilim, Kültür ve Sanat Ödülü dağıtmak gayretkeşliklerini görünce düşmana ne gerek var demek geliyor insanın içinden…
Bunların kültür alışverişi adına yapıldığını söyleyenlere soruyorum:
İyi de, dünyanın neresinde Yunus Emre festivali düzenlenip. Mevlana ödülü, Hacı Bektaş Şenliği yapılıyor?
Geçenlerde bir televizyon kanalında ünlü bir sunucu (!) oğlunun beş yaşında gittiği anasınıfında İngilizce öğrendiğini nasıl övünerek anlatıyor görecektiniz. Zaten kendisi de yıllardır elli kelime ile program yapıp milleti ekrana kilitlendirmiyor muydu zaten…
Koskoca profesörlerin ekranda, derdini anlatamayınca, a’ları da uzatarak, ağzını yaya yaya bir “yaaani” deyişleri var ki, kime ne diyesin daha?
Peki, üç kadının ekranda “atıyorum”, “artı” diyerek inandığımız bütün değerlere küfür edercesine saatlerce konuşmasına ne demeli?
Kalkıp desen ki “atma bacım din kardeşiyiz” şunun doğrusunu atmadan söyle, kimse bizim dediğimizi dikkate almazlar ki…
Koskoca adamlar, sayısız TV kanalında bizi bilgilendirmek için tartışırken, “mesela, örneğin”den, “olanak ve imkân” yokluğuna kadar ne zırvalar söylüyorlar bilmem dikkatinizi çekiyor mu?
Acaba anlamı güçlendirmek için mi, yoksa kendilerine verilen sınırsız saatleri doldurmak için mi bu kadar “lüzumsuzluk” yapıyorlar anlamıyorum.
Bir zamanlar Türk Dil Kurumu vasıtasıyla dilimizdeki yabancı kelimeleri atarak sözde Türkçe kelime uydurma modası vardı. Türk Milliyetçilerinin o günlerde nasıl direnç gösterdiğini herkes hatırlar…
O kelimelerin birçoğu unutulup gitti… Bir şair Türkçe’yi sal’a koyup sel’e verdik derken “sallı, selli” kelimelerin tehlikesine dikkat çekiyordu.
Dil yaşayan bir organizmadır. Yıllar içerisinde diğer dillere çok sayıda kelime verdiği gibi, kurduğu büyük imparatorluk sebebiyle onlardan da muhtelif kelimeler almıştır.
Doğru düşünmek, doğru yazmak, doğru konuşmak için Türkçe’ye sahip çıkmak zorundayız.
“Atıp, tutma”yla Türkçe konuşulmaz.

Not: Memleketi Diyarbakır olan bir bakanımız -hangi akla hizmet- yeni bir tartışma başlatarak, “Çaydaçıra aslında bir Diyarbakır oyunudur” filan demiş.
Bence haklı… Şehrin en güzel yerindeki Çaydaçıra heykelini söker depolara atarsan elin Diyarbakırlısı da senin asırlık Çaydaçıra’na sahip çıkar. 
Kültür adına mangalda kül bırakmayanlar, kendilerini şehrin kültür havarisi ilan edenler, boşuna gürleyip durmayın, yağmurunuzu özledik be…
Eğer yine sesinizi çıkarmayacaksanız, şu heykeli nereye koyduysanız ve bulabiliyorsanız götürün Diyarbakır’a teslim edin de kurtulalım… 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.