ARAŞTIRMA HASTAHANESİ NİYE BÖYLE OLDU

 

Meşhur laftır, “Allah düşürmesin, eksikliğini de vermesin…”

Bir yakınımın rahatsızlığı dolayısıyla birkaç gündür Fırat Üniversitesinin Araştırma Hastahanesi’nde ikamet ettik…

Özel hastaneler çıkalı daha önce sık sık ziyaret ettiğimiz bu hastanemize uzun zamandır gitmemiştik.

Kuruluşunu, geçmişini ve yenileşmesini iyi bildiğimiz bu kurumumuzun bugünkü halini görünce kıyaslama yapma şanımız da yüksek oldu…

İlk zamanlarda sadece ilimize değil büsbütün bölgeye hitap eden hastanemiz özel hastanelerden sonra duraklama devresine girmişti. Şimdi ise resmen gerileme ve çöküş evresinde…

Aklı başında doktorlar sayesinde mümkün olabilecek en iyi şekilde biz tedavimizi olduk… Ancak personel açısından hastane tam bir facia yaşıyor…

Bir kere giriş çıkışların tamamı Allah’a emanet… Garibim güvenlikçiler, ancak kendi kendilerini koruyorlar…

Hastanenin genel müşteri profilini oluşturan çevre illerin hasta yakınlarını geldikleri bölgenin de adını vererek, “ben taa …..den geldim, bak dağıtırım buraları” efelenmesiyle yoğun bakımda kafile halinde oturuyorlar…

Hemşireler ise sanki somurtmak ve “çemkürmek” üzerine eğitim almışlar… Tamam kimseyle yüzgöz olmamaları gerekir ama canı burnunda hasta yakınının hastasıyla ilgili sorduğu en basit soruyu bile duymazlıktan gelmesi hangi sağlık etiğiyle örtüşüyor anlamadım.

Çok sevdiğim bir Çin Atasözünde “gülümsemesini bilmeyen dükkân açmasın” der… Fırat Üniversitesinin hastanesinde sanki tam tersi öğretilimiş…

Haa, onlar gülümseme isteyen buraya gelmesin, özellere gitsin diyebilirler… Bu da bir görüştür. Ama ne yapalım yolumuz düştü geldik…

Bir de kendileri iyi bir tıpçı olan ve hastanenin sorunlarını iyi bilen rektör ve yardımcılarının dolduruşuna geldik…

Yeniden yapılanırken, geçmiş dönemlerdeki yöneticilerin hataları yüzünden gidenlerin geri döndüğü ortamda böyle şeyler olur filan diyerek hoşgörü ile düşünmeye çalışıyorum ama hayatımız geçiş dönemlerinin sancısını çekmekle geçti.

Tamam, bir müddet daha sabredelim, bekleyelim ancak insanların can havliyle bir umut diye gittikleri yerde itilip kakılmalarına kim ne kadar müsaade edecek bunun cevabının verilmesi gerekir.

Birileri yine kızıp coşacak, bağırıp çağıracak, tuhaf mesajlar yollayacak…

Şuna gerçekten inanmanızı istiyorum, niyetimiz sadece “üzüm yemek…”

Kimseyle bir husumetimiz filan yok, hele böylesine hizmet için trilyonların harcandığı yerin daha iyi hizmet vermesini beklemek doğal olarak herkesin hakkı…

Söylemeden bitirmeyelim yazıyı:

Yemekler ayrı bir sıkıntı hastanemizde… Malzeme olarak hiçbir şeyden kaçınılmayan kurumda, ben anlamam ama pişirenden mi, kalitesizlikten mi, kimsenin yemediği acayip bir şey ortaya çıkıyor.

Sizin bu konuda danışacağınız gıda mühendisiniz, sayısız diyetisyeniniz ne yapar…

Hepsi bir yana Sayın rektör ve yardımcısı bir yemek saatinde gidip verilen aştan iki ağız alsın bakalım neler hissedecek…

Eğer karavanayı sonuna kadar yerse ben sözlerimi geri alacağım…

İki binli yıllarda hayatımıza giren “kalite” kavramını duvarlara yazmakla bir yerlere varılmıyor…

Üniversitenizde bu işlerden anlayan çok sayıda akademisyeniniz var…

“Müşteri memnuniyetini” ölçen iki anketle söylediklerimin ne kadar doğru olup olmadığını test edebilirsiniz.

Yoksa benden bu kadar, “işinize gelirse” felsefesi var ise, ne diyeyim “oralar size de kalmaz, bir gün aynı hizmeti almaya sizin de ihtiyacınız olabilir…”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.