ANDIMIZI KİM YAZDI?

Gündem siyaset ile o kadar dolu ki, yazmamız gereken bir dolu şey, ya biz yazana kadar gündemden düşüyor, ya da başkası tarafından yazıldığı için bizim yazmamıza gerek kalmıyor. 

Son günlerde her sabah okullarda okutulan andımızın artık işlevselliğini kaybettiği sebebiyle kaldırılması yönünde görüş bildirenler iyice çoğaldı. Sağ olsun okuyucularım da gönderdikleri elektronik postalarda bu konudaki görüşlerimi sorup duruyorlar.

Bu sebeple haftayı siyasetten arandırıp çok daha önemli gördüğümüz bu konuya ayıralım dedik…
Andımızın ne olup olmadığını anlamak için önce bir Reşit Galip hikâyesi anlatayım size…
41 yaşında hayattan göçüp giden Reşit Galip Rodoslu… Ortaokulu bitirince kardeşiyle bir sandala binip Marmaris’e gelmiş, liseyi İzmir’de okumuş… Daha sonra İstanbul’da tıp okuyup doktor olmuş…

Öğrenciyken gönüllü olarak 1. Dünya Savaşı’na katılmış, dönüşte fakültede asistanlığa başlamış…

Atatürk’ün önerisiyle 1925’te Mebus olmuş, meclise girmiş…

Atatürk’ün sofrasına oturmuş, oradan da bakanlığa giden yol açılmış.
1931’de Esat Mehmet ile Reşit Galip, kız öğrencilerin kıyafeti yüzünden tartışırlar. Sofra gerilir. Mustafa Kemal bu durumdan hiç hoşlanmaz. Bundan sonrası kaynaklarda şöyle anlatılır. Gazi:
-“Bu sofrada hocama ve Milli Eğitim Bakanı’na hakaret etmenize müsaade edemem.” der.
Ama Reşit Galip sineceği yerde üste çıktı:

— “Devrimleri korumak için sizden müsaade istemiyorum. Hatayı yapan siz dahi olsanız, sizi de eleştiririm. Mesela Rose Noir’e verdiğiniz 15 bin liralık kredi mektubunu da siz yaptınız diye hata olmaktan çıkmaz.”

Atatürk’ün sofrasında Gazi ilk kez bu kadar sert eleştiriliyordu. Reşit Galip’in sözünü ettiği Rose Noir, Beyoğlu’nda. Rus karı-kocanın işlettiği bir barın adıydı.

Atatürk bir gece oraya gitmiş, barın sahibi Madam Senya’dan “İş Bankası’ndan kredi alamıyoruz” yakınmasını dinleyince hemen orada İş Bankası Genel Müdürü’ne hitaben “yardımcı olunması” isteğini yazmış, Rus çifte vermişti.

Reşit Galip bu iltimas talebini eleştiriyordu.

Atatürk bu kez kızmadı:

- “Yoruldunuz, buyurun biraz istirahat edin” diyerek kibarca Reşit Galip’i sofradan kovdu.
Ama genç Galip’in yılmaya niyeti yokta. Yıllar yılı efsane gibi anlatılacak çıkışını yaptı:
-“Burası, sizin değil, milletin sofrasıdır. Milletin işlerini görüşüyoruz. Burada oturmak sizin kadar, benim de hakkımdır.”

-Atatürk kendi fikirleriyle kendisini vuran bu genç adama baktı, sonra yanındakilerine dönüp:
- “Öyleyse biz kalkalım” dedi.

Sofradakilerin hepsi kalktı, Reşit galip’i orada yalnız bırakıp çıktılar.

Bu müthiş sahnenin devamı daha da ibret vericidir:

Reşit Galip bütün geceyi Dolmabahçe Sarayı’nda pencere kenarında bir koltukta geçirir.
Atatürk uyandığında Genel Sekreteri’ne Reşit Galip’i sorar.

-“Sabaha kadar bekledi, mahcubiyetini size iletmemizi istedi. Ankara’ya gidecek kadar borç para istedi. 25 lira verdik” derler.

Atatürk, Ankara’ya gidecek adama 25 lira mı verilir. Bari benim hesabıma birkaç yüz lira verseydiniz” der.

Sonra “cebinde beş parası yok ama karakterinden hiç taviz vermiyor. Parası yok ama cesareti var” diye ekler.

Atatürk birkaç gün sonra onu yeniden sofraya davet eder. Hemen yanındaki sandalyeye buyur eder. 

Onun yanında da, hocası Esat Mehmet’i oturtur. Ve orada Milli Eğitim Bakanı’nın 39 yaşındaki Reşit Galip olduğunu açıklar.

Rose Noir olayı mı?

Onu da hatırlatalım:

İş Bankası Genel Müdürü Muammer Eriş, Atatürk imzalı kâğıdı alınca doğru Dolmabahçe sarayına gelmiş, Ata’nın ricacı olduğu krediyi vermeye kuralların uygun olmadığını bildirmiş, talebi reddetmiştir.

Reşit Galip’in bakanlığı sadece 13 ay sürer.
Bu süre içerisinde üniversiteler reformunu başlatır.
Öğretmenlere genel bütçeden maaş ödenmesini sağlar.
Eşi Zübeyde Hanım’ın deyimiyle “deli gibi çalışıyor” ama Atatürk’e çıkışacak kadar ayarsız dili yüzünden her gün işe cebinde istifa mektubuyla gidiyordu.

Bir gün sofradan ayrılırken, Atatürk, “Seni eve ben bırakacağım” demiş.
Eve bırakınca o da saygıdan, “ Ben de sizi uğurlayacağım Paşam” karşılığını vermiş.
Ama kendisinin arabası olmadığından yürüyerek uğurlamış.
O gece zatürree olmuş. Dinlenmesi tavsiye edilince 1933 Ekim’inde görevden ayrılmış. 
1934 yazında Moda’daki bir deniz kazasında kızlarını kurtarmaya çalışırken akciğerlerini tamamen üşütmüş.

Keçiören’deki bağ evinin kütüphanesine demir yatağını taşıtıp yedi ay kitaplar arasında yatar.
1934 yılında 41 yaşında hayata veda eder.
Öldüğünde cebinde sadece 5 lirası varmış.
İşte her sabah ilköğretim öğrencilerinin güne başlarken “Türküm, doğruyum, çalışkanım” diye içtikleri o ant var ya, kim kaleme almış biliyor musunuz?
Reşit Galip…
1933 yılının 23 Nisan’ında yazılan o ant şimdi susturulmak isteniyor. 
Daha ne diyeyim? 

Not: Siyaset yazmayacaktım ama “araştırmacı gazeteci” olarak son anda aldığım haberi yazmadan duramadım. 
8 Haziran’da Elazığ’a gelecek Sayın Başbakan’ın İstasyon Meydanı’nda açıklayacağı çılgın projeye ulaştım. Neymiş biliyor musunuz?
Sivrice’deki Hazar Gölü’nden, Keban Baraj Gölü’ne uzanan bir kanal açılacakmış. Normal zamanlarda içinde gondollarla gezinti yapılacakken, arta kalan zamanlarda da, iki yıldır su verilmeyen Uluova’ya su verilecekmiş.
İnanın harika bir fikir… Hem turizm canlanıyor, hem Uluova… Aldığımız haberlere göre ağaçlarımız kuruyor diye AKP’ye kızıp oy vermemeyi düşünen vatandaşlarımız bu fikirlerinden cayıp, yine silme AKP’ye dönmüşler…
Hadi hayırlısı… 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.