Pislik mi; o kadar çok ki...

 
 
 
 
 
UZUN meslek hayatımda Bugün gazetesinin Ankara Temsilciliğini de yaptım. Gazete o tarihlerde, muhafazakâr anlayıştan da öte bir anlayışın temsilcisiydi...
Sahibine gelince, halen Milli Gazete'de yazan Mehmet Şevket Eygi idi. Eygi, hakkında açılan birçok davadan mahkûm olacağını anlayınca yurt dışına kaçtı ve uzun süre Almanya'da cemaatçi dostlarının yanında yaşadı.
O tarihte "Dinci gazete" diye de anılan çatının altında bulunmamdan dini bütün (!) birçok köftehorun şikâyetçi olduğunu biliyordum ama Galatasaray Lisesi'nden ağabey konumunda arkadaşımız olan Eygi'nin o şikâyetleri ciddiye almayacağını düşünüyordum...
Bir gün İstanbul'a geldiğimde "Seni bir barda görmüşler. Gazeteyi barlarda mı temsil ediyorsun"diye serzenişte bulundu...
Güldüm...
Neden güldüğümü sorunca da "Peki" dedim, "Bunu sana kim söyledi..."
Eygi'ye yakın zıpırın biri söylemiş...
Telefonda "Ne var, ne yok" diye soran Şevket'e "Ne olsun, gazetenin temsilcisi barlarda geziyor"diye yanıt vermiş...
O piçin kim olduğunu öğrendim, yanımda çalışanlardan biriydi...
Bir türlü elim varıp gazeteden kovamadım...
Eygi bunu anlattığında kan beynime sıçradı; dedim ki:
-Sen akıllı bir adamsın, bunu söyleyene inanıyor musun...
"İnanıyorum" dedi...
"Yazıklar olsun sana" dedim, "Peki sana ajanlık yapan dini bütün (!) o çocuğun barda ne işi varmış sordun mu?
Tısss, yanıt yok...
Bugün gibi hatırlıyorum, kafasını öne eğmek zorunda kaldı; adıma pislik sıvamaya kalktığına da herhalde pişman oldu...
Buradan nereye geleceğim, onu da söyleyim...
Siyasal hayatımıza bakın; siyasetçiler birbirlerine kara çalma yarışından bir türlü kopamıyor. Oysa, istisnalar dışında büyük bir kitlenin dibi zaten kapkara.
Kıçındaki lekeyi görmeyerek karşısındakine kara çalanlar var ya, beni barda gören dini bütün zibidinin yaptığından farklı bir şey yapmış olmuyor...
* * *
SAVAŞ istemeyen muhalefeti, Şam'a giderek ziyaret etti diye "Esed" yani diktatör yanlısı aslanın yandaşı ilan eden siyasal iradenin bu tavrı da, herhalde beni bar tutkunu ilan etmeye kalkan o piçin tutumundan farklı değil.
Şu muhalefetin edebine bakınız...
Birinin bile ağzından çığırtkanlık yapanlara bakarak "Tayyip Bey ve AKP, Haçlı Orduları'nın Müslümanlar'n üzerine gelmesini sağlamak için yırtınıp duruyorlar" cümlesi çıktı mı!
Tarih nasıl olsa, ağır vebal sayılan bu hevesin sahiplerini kayıt altına almayı unutmayacaktır...
Sen Haçlı anlayışına hayat vermeye çalış, sonra da bu yöndeki gayretlerine 
karşı çıkanları da dikta yanlısı ilan et; siyasal irademizin izlediği politikanın özünü şimdi daha iyi gördüğünüzü sanıyorum!
* * *
İBRET olacak bir konuyu ele almak istiyorum...
Hatay Dörtyol'a bağlı Yeşilköy beldesinin AKP'li kadın Belediye Başkanı, bir cinayetin azmettiricisi olduğu iddiasıyla tutuklandı ve cezaevine gönderildi...
Yargılaması yakında başlayacak...
Siyasetçi kadının yaptığı ilk iş ne biliyor musunuz?
Partisinden istifa etmek...
"AKP üyeliğimi koruyucu kalkan olarak kullanmaya çalıştığım izleniminden Rabbim beni esirgesin" diyerek asil bir davranış sergiledi.
Merak ediyorum, iktidar partisinde buna benzer davranış sergileyebilecek kaç kişi var!
* * *
SİYASAL iradenin "Barış süreci" diye İmralı'daki caniyle tezgâhladığı süreç, öyle anlaşılıyor ki mek parmak ilerledikten sonra durdu, sonra da geri hareket etmeye başladı...
Ortalıkta süreç müreç kalmadı...
Erdoğan'ın İslam Âlemi liderliği ayağına yattığını herkes görüyor. Suriye ve Mısır takıntısı, lidere ve etrafına barış sürecini unutturdu. Terörist gruplar bulundukları yerlerde mevzilenmeyi sürdürdüler. Çetenin ancak yüzde 20'si sınır dışına çıktı. Ötekiler, dediğim gibi yerlerine mıhlandı...
Başbakan bir açıklamasında "Çıkanların büyük kısmı kadın ve çocuklar" demişti. Çetede demek ki kadın ve çocuklar da var; bu ifade o anlama geliyor.
Eli silahlı güruh hâlâ dağlarda, yardım ve yataklık edenlerle şakşakçıları da kentlerde; değişen ne var kuzum!
Kandil'deki sefilin biri, kahpelikten maruf ve mağrur (!) medya kuruluşlarına "Süreç bitti, saldırı olursa silaha sarılacağız" anlamında beyanatlar veriyor; onlar da korkuyu yayma görevini yerine getiriyor...
Bu gelişmeye kontra giden bir siyasal hareket ise maalesef ortalıkta yok...
Bundan sonra AKP iktidarı, fiyaskoyu nasıl ve neyle kamufle edecek ve barış sürecini sanal olmaktan çıkarıp nasıl reel olmaya taşıyacak Allah bilir...
Herkes eskisi gibi yine Erdoğan'ın ağzına bakmayı mı sürdürecek...
* * *
ANDORRA'yı 5-0 yenerek puanımızı 10'a çıkardık. Bu durumda, önümüzdeki milli maçlar, çok daha büyük önem kazandı...
Millilerimiz ilk yarı tutuktu; ayağa pasla zaman geçirildi. Rakip kaleye şut atmak gerektiğini ilk yarının sonlarına doğru fark ettik. Umut'un ikinci gölü de öyle geldi...
İkinci yarıda daha farklı bir oyun sergiledik ve futbolu, savunmaya dayalı oynayan rakibin defansını açmak ve gole gitmemizi sağlamak için bir iki kontratak yapmasını hazırlamaya çalıştık ama Andorra takımı onu dahi beceremedi...
Umut çok iyiydi, Burak ise vasat. Gökhan Töre çok başarılıydı, Olcay ŞahanÖmer Toprak ve Semihde... Arda, topla çok oynayınca şut atamadı. Ama attığı gol, fırsatçılığını gözler önüne serdi.
Bu galibiyette Terim'in payı var mı?
Oyun tarzımıza bakarsanız yok; milli takım zayıf bir rakip karşısında istediği futbolu sergiledi. Süper Lig'ten herhangi bir takımımız da Andorra'yı yenebilirdi.
Terim asıl sınavı Romanya maçında verecek; inşallah sayesinde sınıfı geçeriz!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.