Ferruh Bostancı

Ferruh Bostancı

‘Yaşamak Derken…

Bu gün aslında hiç de ahkâm kesmek istemediğim bir konu hakkında yazacağım.

Çünkü: bu konuda yeterli ‘donanıma sahip olmadığımı düşünüyorum…

‘Hal böyle iken… Duramadım!

Sosyal hayat içerisinde, hassasiyeti hangi boyutta olursa olsun, herkesin bir parçada olsa ‘etki alanın da yaşadığı ve karşılığın da ise şöyle veya böyle tavır geliştirdiği bir alan, din. Sosyal bir mesele… Toplum hayatını ‘etkileyen en dinamik unsurların başında geliyor...

Avam’dan, bir sade Müslüman’ın idraki ile gaile’sini çektiğim ve beni hüzünlendiren bir mesele var...

Şöyle ki… Günümüz Türkiye’sinde, ben Müslüman’ım diyenlere… Hatta kendini mazbut dindar kategorisi içerisinde görenler de, dâhil olmak üzere, ‘İnanan insanımızın pratiğine gün geçtikçe hâkim olmaya başlayan bir anlayış’tan, ‘sorunlu bir ‘algılamadan âcizane bahsetmek istiyorum.

Burada inanmayanlara (ateist) diyeceğim bir şey yok. Allah onları dilerse eğer, hidayete erdirir.

‘’Bizler ise şekli olarak tüm törensel ibadetlerimize ve ‘sözsel’ lafızlarımıza rağmen, adeta inanmadan ibadet ediyormuş gibiyiz; ‘işin özündeki manayı ve ‘yüklemi’ bir türlü içselleştirmiyoruz veya görmezden geliyoruz. Geldiğimiz nokta itibari ile din’i yaşamı, sadece bir takım ritüellerin ve sembollerin, ‘maddi alanına hapsetmişiz…

Dini; adeta nektarı olmayan çiçekler gibi; özsuyu çekilmiş sadece bir renk olarak algılanıp yakaya takılan bir süs halinde... Sanki bir üniforma veya Sosyal bir statüko olarak algılıyoruz din’i,

 

Dinin, dindara; ‘can suyu olarak, verdiği ruh huzuru, yüksek seciye, güzel ahlak’ı beslemesi ile beraber, sonucunda da hâsılat olarak, erdem, fazilet ve şerefe kavuşacağımız kutlu yol olmaktan çıkartmışız.

Dinimizi… Bir takım dünyevi, politik siyasal ihtiras ve heveslere hâşâ ‘meze yapmış durumdayız.

Artı, bir yandan da, ‘vahşi kapitalizmin ‘küresel mekanizmalarının dayattığı kurallara uygun fırsatçı liberal bir din anlayışını meşru hale getirmeye çalışıyoruz.

Burada elbette belli bir disiplin içinde ve zahiren gerçekleştirilmesi gereken ve aslen hatırlatıcı ve uyarcı dini vecibelerin önemini tartışmaya çalışmıyoruz, yanlış anlaşılmasın!

Hakikatte… Adaletsizlik ten, vatan hainliğinden, hırsızlık tan, gıybet ten, fitne den, İftira’dan, yalancılık ikiyüzlülük ten, vefasızlık tan, dolandırıcılık tan, hak yemekten, korkaklık tan, fırsatçılık tan, Vs den, Bizi Alıkoymayan algılama ve anlayışı tartışmalıyız ve sorgulamalıyız diye düşünüyorum.

Dikkat çekmeye çalıştığımız ‘şey! Veya itirazımız… Özdeki muhtevaya, sağır ve kör olarak, hem bireysel hemde içtimai olarak yüksek seviye ve seciyeye ulaşmak gibi bir dertten yoksun olarak, dini

yaşam’ın hâşâ mahallemizdeki marketçiye olan bir borç ödemesi gibi algılamasına ve sıradanlaştırılmasınadır.

Hz. Peygamber s.a.v., “İman, temenni ve süs değil, kalbe yerleşmiş ve yapıp edilenlerle doğrulanmış olandır.” buyuruyor.

Gene bir hadiste; “Kardeşine bir güler yüz göstermek kadar bile olsa, hiçbir iyiliği küçümseme.’’ Diyor (Hadis-i şerif, Müslim; Tirmizî

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.