Ergun Kaftancı

Ergun Kaftancı

"Yassah hemşerim" ama...

MADEM zanlılar takip altındaydı, Reyhanlı'yı kana bulamalarına neden engel olunmadı?
İşte soru bu!
Cumhurbaşkanı, istihbaratçılarla güvenlikçilerin koordineli çalıştıklarını söyledi ama Başbakan bu söylemi "Aralarında kopukluk" var diyerek yalanladı...
Devletin üst düzey iki yetkilisi, ağız birliği edemediğine göre demek ki gerçek, devletin iyi yönetilmediği şeklinde.
Acı ama öyle, Reyhanlı da bu savın meyvesi!
* * *
Türkiye sadece demokratik bir gelişmeye muhtaç değil; ülkenin aynı zamanda idari bir reforma da ihtiyacı var. İstihbarat örgütlerimizle güvenlik örgütlerimiz arasında ortaya çıkan kopukluk idareyi a'dan z'ye yenilemek gerektiğini gösteriyor.
Sadece istihbaratla güvenlik arasındaki kopukluğu ortadan kaldırmak yetmez diye düşünüyorum. Valiler, kaymakamlar ve mülki erkân, özellikle asayiş konusunda neler yapılması gerektiğini iyice öğrenmeli. Hepsi, siyasal iradeye değil, halka yaranmak için çalışmalı.
* * *
Reyhanlı'da yaşanan menfur saldırıya ilişkin yayın yasağı kaldırıldı mı ne?
Televizyonlar, yasak konulduğundan itibaren bas bas bağırarak saldırıyı bütün ayrıntı ve görüntüleriyle ekrana getirdiler. Konu hâlâ haber bültenlerinde teferruatlı biçimde işleniyor...
Gazetelerde çarşaf çarşaf yazı ve yorum yayınlanıyor; ahkâm kesen kesene. Yandaş kalemler Esad'a sövüyor, diğerleri de sığınmacıları olaya yol açan nedenlerin başında gösteriyor... 
* * * 
Bizde yasak böyledir; uzun soluklu olmaz, hatta konduğu andan itibaren delinir. Bu defa da öyle oldu; yasağı da ilk, bakanlar deldi!
Aslında demokrasiyle yönetilen ülkelerde böyle bir olaydan sonra yayın yasağı koymak kimsenin aklına gelmez, sahiplendikleri demokratik anlayışa da sığmaz. Mesela Amerika'da, Dünya Ticaret Merkezi'ne yapılan -Tarih 11 Eylül 2001- saldırıdan sonra kimsenin aklına yayın yasağı koymak gelmedi...
Demokrasiye inanmış ve bağlanmış insanlar, toplumun haber alma hakkı olduğunu da bilir ve bu hakkı gasp etmeyi düşünmez; o yanlışa sapmaktan korkar ve çekinir...
Bizim demokrasimizi sahiplenen sözde demokratlar ise gördüğünüz gibi kıyıcı ve baskıcıdırlar; yayın başta olmak üzere çağdaş yaşam tarzının her noktasına yasak koyarlar!
* * *
Reyhanlı'yı kana bulayanlar için insan demek caiz değil; Müslüman Müslüman'a kıymaz, katletmez, bunlar nasıl Müslüman!
Bu arada şunu da söyleyim; Suriye'deki fiili durumun yol açtığı sığınmacılık, artık hafife alınmamalı.
Ülkemizde ne kadar sığınmacı olduğunu saptamak da imkânsız hale geldi; zira Suriye sınırımız elek gibi, gelenin gidenin sayısı saptanamıyor. Elini kolunu sallayan geliyor, beğenmeyen gidiyor... 
Bu duruma bir son vermek lazım. Sığınmacıların çeşitli bahanelerle olay çıkarmaları da bağışlanmamalı. Ayrıca çadır kentler, sınırdan çok uzak alanlara taşınmalı. Uluslararası kuruluşların da, sığınmacıların bir bölümünü sahiplenmeleri sağlanmalı... 
Sıkıntılarımız yetmiyormuş gibi, bir de Suriye ve sığınmacıları başımıza sardık, bakalım bu yanlıştan ne zaman döneceğiz!

---------------------------------------------------------

Ne farkı var

KISA Bir not ekleyim...
Ergenekon adı altında açılan davanın sanıklarından biri de gazeteci Tuncay Özkan. Özkan beş yıldan beri hücrede. Davada yer alan diğer sanıklar, gazeteci vekil Mustafa Balbay ve Prof. Dr. Mehmet Haberal dışında, hücre yüzü görmedi, Allah da hiçbirine göstermesin...
Tuncay, hücresini "Kollarımı açtığımda iki duvara da dokunabildiğim yer" diye tarif ediyor. Anlaşılan hücrenin tabuttan farkı yok; değerli meslektaşımızı ha bu hücreye kapatmışlar, ha diri diri tabuta koymuşlar, aynı şey... 
Tabut dedim de gözümün önüne, vaktiyle merhum Alparslan Türkeş'den ve şair yazar Orhan Şaik Gökyayhocamdan ayrıntılarını dinlediğim Bahçekapı Sansaryan Han'daki tabutluklar geldi...
Rahmetli İnönü'nün devri, yani iktidarda CHP var...
Başbakan Erdoğan'ın sık sık dil uzattığı o devirle bugünü kıyaslayın bakalım; aralarında fark var mı?
O gün de Türk Milleti diyenler, demokrasi, özgürlük ve bağımsızlık isteyenler tabutluk tabir edilen kıç kadar hücrelere hapsedildi, bugün de insanlar benzer hücrelere hapsediliyor...
O gün de hücre işkencesi vardı, bugün de var...
Hadi diyelim ki o gün demokrasi, temel haklar, hukukun üstünlüğü, sanık da olsa bireye insan gibi muamele etmek anlayışı yoktu, sanki bugün var mı!
Tuncay Özkan'a sabır niyaz ediyorum. Allah yar ve yardımcısı olsun!

-----------------------------------------

Soğukluğun nedeni meçhul

BU DA bir başka not, onu da kaydedeyim...
Başbakan Erdoğan'ın ABD gezisi sürüyor. Yerli ve yabancı basın bu ziyarete ayrı bir önem atfediyor ki 200'den fazla gazeteci Başbakan'ımızı adım adım izliyor...
Aralarında Amerikalı gazeteciler de var, televizyoncular da...
Ama nedense Amerikan televizyon kanalları, konuya ilişkin haberi verirken Erdoğan'ı görüntülemiyor ve konuşmalarını vermiyor.
Aralarında NBC, CNN, FOX ve ABC gibi kanalların da bulunduğu televizyon kuruluşlarının Erdoğan'a alerjisi olduğu anlaşılıyor. Ancak bu alerjinin neden kaynaklandığı bilinmiyor. 
Siyasal yorumculara göre kanallar, Obama'ya karşı soğuk tavır içerisinde. Konuğuna da bu nedenle sıcak yaklaşmadıkları iddia ediliyor. Bazı yorumcular da Erdoğan'ın zaman zaman ABD politikalarına ters düşen tavırlar takınmasını, bu soğuk duruşun nedeni ilan ediyor...
Hangisi olursa olsun, Amerikan televizyon kuruluşlarının sessiz kalarak uyguladığı bu karşı çıkış, hoş karşılanacak tavır değil. 
Adı geçen yayın kuruluşlarının Erdoğan'ı umursamaz hali, Türkiye'nin de umursanmadığını gösterir mi, o da ayrı bir tartışma konusu!
Özetleyim; Amerika, özgürlükler ülkesi, orada demokrasi çok dikkatli uygulanır. Görüntülü basınının bu tavrı normal kabul edilmeli ve o kadar da önemsenmemeli...

---------------------------------------------

Didişme bitti mi!

TÜRK Hava Yolları'ında grev sürüyor...
Böyle bir grevi ilk kez görüyorum...
Kuruluşun 16 bin çalışanı var, greve katılan çalışan sayısı ise yalnızca 500...
Grevciler, çalışanların yüzde beşi bile değil...
Hava-İş Sendikası için bu grev tam bir fiyasko...
Sendikanın kaç üyesi olduğunu bilemiyorum; herhalde üye sayısı beş yüzün çok üstünde olmalı. Greve katılım bu kadar zayıf olduğuna göre çalışanların önemli bir nedeni olmalı; o da işten atılmak korkusu olmasın!
* * *
Grev sürüyor ama kırmızı ruj kullanımına getirilen yasak kaldırıldı...
Hosteslerin başlarına ne takacaklarına da karışılmadı. Sadece etek boyuna yeni ölçü getirildi... 
* * *
Bu arada iki Rizeli arasındaki didişme de durdu; durdu mu, durduruldu mu Allah bilir. Sanıyorum Başbakan'ın talimatıyla durduruldu...
Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Hamdi Topçu Rizeli; Genel Müdür Temel Kotil de öyle, o da Rizeli. Her ikisi de Erdoğan'ın toprağından, hemşehri yani. Onları o göreve getiren de Başbakan. 
Geçinemez hale geldiler, didişmeye başladılar...
Başbakan elbet de didişmelerini istemez; başlar gibi olan nizayı Erdoğan'ın durdurması normal değil mi! 
Rakiplerin çoğaldığı ve başarılı olduğu bir dönemde THY'nin daha nelere gebe olduğunu ileride göreceğiz!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.