Ergun Kaftancı

Ergun Kaftancı

YARGIDA İKİ LİDER

HALKIMIZ sekiz buçuk yıldan beri, AKP'nin ve Erdoğan'ın vesayeti altında acı çekiyor..
Korku içinde yaşıyor..
Kimsede huzur ve geleceğe güven kalmadı.. 
Maddi varlıklarımızı tükettiler, manevi varlıklarımızı zedelediler..
Tükenmek ve yok edilmek âdeta kaderimiz oldu!
*
Garabete bakınız..
Bu yapının sürmesi için de halktan, bir kez daha iktidarı istiyorlar..
Gerekçeleri de hazır, tek kelimeyle istikrar..
Halk sanki enayi; Kim A'dan Z'ye tüketilen siyasal, sosyal, ekonomik ve hatta kültürel yapının sürdürülmesine ve daha beter hale getirilmesine razı olur..
Değerlerin tüketilme süreci, dünyanın hangi ülkesinde istikrar olarak benimsenir söyleyebilir misiniz..
Kaotik bir yapının sürdürülmesini istemek ters orantılı bir istikrar talebinden öteye gitmez. Buna kargalar bile güler; insanlar ise o talebe asla olanak tanımaz!
"İstikrar için bize oy verin" diyen AKP lideri ve etrafı, nelerin sürdürülmesi için istikrar istediklerini mutlaka açıklamalı..
Ne için istikrar istiyorlar anlatsınlar!

1957 yılında 20 yaşında üniversite öğrencisi genç bir gazeteciydim..
Rahmetli Habip Edip Törehan'ın sahibi olduğu mavi başlıklı Yeni İstanbul gazetesinde muhabir olarak mesleğe başlamıştım.. 
O günden bu yana birçok seçim oldu; hemen hepsini mesleğim gereği izledim..
Siyasetçiler her defasında, seçimi kazanmak ve iktidar olmak için mücadele etti, birbirlerini eleştirdi, vaatlerde bulundu.. 
Fakat hiçbiri bugün seyrettiğimiz propaganda tarzını üstlenmedi.. 
Hiçbir siyasetçi bir diğeri için ağzını bozmadı..
En ağır birkaç sözden ikisi, rahmetli İsmet Paşa'ya aittir..
İnönü, DP lilere ve rahmetli Adnan Menderes'e hatalarından dönmesini önermiş ve "Yoksa sizi ben bile kurtaramam" diyerek ağır bir çıkışta bulunmuştu..
Hepsi bu..
Bir de Uşak ta DP'lilerin taş yağmuruna maruz kalınca valiyi hedef almış ve olayları önlememekle suçladığı valiye "İktidarın uşak valisi" diye seslenmişti.. 
Rahmetli yaşasaydı ve uşaklık eden birkaç valiyi görseydi, ağzını bugünkilerin dozunda bozar mıydı?
Asla!
*
1950'den bugüne gelelim; "Demokrasi var mı, yok mu; ya da ne kadar var" gibi tartışmaları bir kenara bırakarak "İktidar partisi lideriyle ana muhalefet partisi -ya da muhalefet partisi- liderinin mahkemelik olduğu hiç görüldü mü" diye soralım..
Görülmedi!
*
Bugünkü duruma bakın.. 
Meydanlar dar geldi, kozlarını yargıda paylaşacaklar..
Siyaseti nerelere getirdiklerini, ne kılığa soktuklarını görün.. 
Sokak ağzının siyasete bulaştırılmaması gerekirdi..
Küfür, argo, edepsizlik ve hitabet seviyesizliğinin siyasetçinin benliğinde ne işi var..
Yargıya giderek küfür ve argodan ibaret kurtlarını orada dökmek durumunda kalmak, Erdoğan'a da,Kılıçdaroğlu'na da yakışacak mı!
*
İnanın her an küfürbazlıkları aklımıza geliyor da sinirlerimiz ayağa kalkıyor..
Bu ortama bir daha tanık olmayacağımıza inanıyorum..
Yargıya düşen iki lider, inşallah önümüzdeki pazar günü sandıkta sıkışıp kalır da huzura, güvene, refaha yelken açarız! 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.