Ergun Kaftancı

Ergun Kaftancı

YAHUDİ, MUSEVİ KARDEŞLERİMİZ..

TÜRKİYE, iç ve dış olayların çokça yaşandığı ülkelerden biri. Bunun birkaç nedeni var..
    En önemlisi, coğrafyası..
    Cümle âlemin gözü, bu coğrafyanın üzerinde..
    İki kıt'a arasında doğal bir köprü olması ülkenin cazibesini artırıyor; iki kıt' aya hâkim -egemen- olmak isteyen emperyal hevesler için Türkiye, ele geçirene üstünlük sağlayacak bir kaptan kulesi..
    Altında ve üstünde farklı uygarlıkların birbiriyle kemikleştiği bu topraklar, sağlam siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel damarlara sahip coğrafya olarak asırlardır iştah-iştiha- kabartan bir alan olma özelliğini muhafaza ediyor..
    *
    Bekamıza, milli birliğimize, üniter yapımıza, cumhuriyetimize ve başta laiklik olmak üzere cumhuriyetimizin bütün kazanımlarına, içeriden ya da dışarıdan ne kadar saldırı oluyorsa biliniz ki bunlar, yapanların gücünden değil, bizim dirayetsizliğimizden, akılsızlığımızdan, gönlümüzü bize ait olmayan her şeye açmamızdan kaynaklanıyor..
    Lâfı uzatmayacağım; bu badireleri atlatamazsak geleceğimiz karanlıktır..
    Tünelin ucunda ışık görmeye çalışıyorum ama nafile..
    İçimizi dışımızı iyice kararttılar.
    Bir de siz bakın, görebilecek misiniz!
    *
    Mavi Marmara'yı kullanarak yaptığımız kabadayılığı nasıl unutturacağız diye yırtınıyoruz..
    Geç kalmadık mı?
    Bir derneğin duygu sömürüsü kaynaklı şovunu kabadayılık uğruna sahiplenerek, 7.5 milyonluk Yahudi devletinin önünde 75 milyonluk Türkiye' yi çaresiz ve onursuz hale düşürdüler. İsrail'i şiddet uyguladığı için uluslararası yargı kurumlarına yollamaya çalışıyoruz ama acaba kendimizi "Onurumuzu kıran olaya nasıl geldik"diye sorguluyor muyuz? 
    Gazze'deki Müslüman kardeşlerimize yardımları neden Mısır üzerinden ulaştırmadık da bir derneğin yanında sahne alarak şova kalkıştık..
    Hatırlayınız; olaydan sonra ikinci parti yardımlar bu yolla yapılmadı mı; demek ki birincisi de yapılabilirdi..
    *
    Dış politika, Kasımpaşa kaynaklı düşünce ve eylem anlayışıyla yapılamaz..
    Maalesef Tayyip Bey, kendinden menkul "Ben merkezli" yönetim anlayışına dış politikayı da ekledi..
    Sorarsanız, "Ne münasebet efendim, dış politikayı diplomatlarımız saptıyor, kaynağımız da Ulu Önder Atatürk'tür, onun dış politika anlayışıdır, çizdiği yoldan gidiyoruz" diyeceklerdir.. 
    Yerseniz..
    *
    Geçen pazartesi akşamı saat 18.10 da TRT Haber kanalı İsrail ve Mavi Marmara konusunu işlerken Bakan Zafer Çağlayan'ı da görüntüledi ve onun şu sözlerini, hem de kendi ağzından verdi; Bakan Bey'in ne menem bir İsrail politikası anlayışına sahip olduğu da ortaya çıktı..
     Lâfı aynen şöyleydi:
     -Ekonomik açıdan, Yahudi- Musevi Kardeşlerimizle aramız gayet iyidir..
     Bir yanda sert bir başbakan, bir yanda lanetlenmiş Yahudi'yi kardeş ilan eden ekonomiden sorumlu yumuşak düşünceli bir bakan.. 

     Sanırsınız ki İsrail toptan din değiştirdi de beyefendide bu yakınlık peydah oldu..
     *
     İsrail'e ve yaşanan olaya rağmen gelişmelere bakışımızdaki çelişki bile ciddi, onurlu, haklı ve hukuka dayalı bir dış poltika izlemekten çok uzakta olduğumuzu gösteriyor.. 
     Biz çelişki içinde yüzersek Yahudi de uluslararası kriterleri takmaz, denizde de cirit atar, gemileri basar; ne özür diler, ne boyun eğer.. 
     Çelişkili ve milli onuru önemsemeyen dış politika üslûbundan vazgeçelim, çıkarlarımızı ve onurumuzu sahiplenen dış politikalar üretelim.. 

KHK demokratik değil 

     HÜKÜMET, yasamadaki gücüyle elde ettiği ve adına kısaca KHK denilen "Kanun Hükmünde Kararname" lerle taşları yerlerinden oynatmayı sürdürüyor..
     İktidar bu gücü, devletin tüm mekanizmalarını ele geçirmek ve ülkeyi AKP'nin vesayeti altına sokmak amacıyla ila mâşallah pek de güzel (!) kullanıyor.. 
     Ne yaptılar gördünüz; Şur'a ve MGK toplantılarına katılanların oturma sıralarını değiştirdiler..
     Atatürk Dönemi'inden gelen devletimize özgü protokol anlayışını berhava ettiler; Genelkurmay Başkanı'nı protokoler dizilişte arkalara çektiler. Arkalarda olan Diyanet İşleri Başkanı'nı da -herhalde birilerine selam olsun diye- ilk 10 a aldılar..
     Yüksek yargı başkanlarını ise öne taşıdılar ve adeta "İlk göz ağrımız değişti"mesajı verdiler..
     * 
     Siyasetçi, gelenek haline gelmiş protokolu siyasal mülâhazalarla, onun bunun burnunu sürtmek için bozarsa biliniz ki o siyasetçinin toplumu vesayet altına almak gibi bir düşüncesi, hevesi ve niyeti vardır..
     Meclis'ten askerlere ayrılan locaları kaldırmanın da bir manası olmak gerekir ki, bana sorarsanız onu da yüksek sesle söyleyecek cesaretleri yoktur..

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.