Ergun Kaftancı

Ergun Kaftancı

Ya Allah bismillah

İçimden tekrarlar, sonra da besmele çekerek işe başlarım...
Özgün bir dörtlük ama dediğim gibi, kime ait olduğunu bir türlü anımsayamıyorum. Destan şairi rahmetli Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu'na ait olmasın...
Olabilir, çünkü onun da imana damga vuran benzer dörtüğü pek çoktur..
* * *
Diyen demiş ki:
"Şol gökleri kaldıranın
Donatarak dolduranın
"Ol" deyince olduranın
Doksan dokuz adı ile.."
* * *
Ben de hep "Ya Allah bismillah" diyerek yazmaya başlıyorum değerli okurlar...
Alışkanlık işte...
Kısa sayılan bir tatilden döndüm; yazmakta zorlanırsam kimse kusura bakmasın. 
Rehavet bazen iyi, çoğu zaman kötü bir edinim...
Başbakan bile yeri geldiğinde "Kimse kusura bakmasın" diyerek alacağı kararları peşin peşin dayatabilirken, benim duraksama sürecindeki melekelerimi işaret ederek "Kusura bakmayın ne olur" demem, herhalde garipsenmeyecektir. 
* * *
Konu çok...
Yeter ki onları dillendirmesini bilelim...
Son siyasal ve sosyal gelişmeler, medyaya iyi malzeme oldu. Tasmalı yani yandaş medya, konuları ele almakta nedense hep geride kalıyor ve ağırdan hareket ediyor. "Başbakan ne der" korkusu var ya işte o, yandaş medyayı ayakçılıktan kurtarmıyor ve tümünü avara kasnak bir anlayışa itiyor.
Bu anlayış şudur:
-Bekle, gör ve başbakan ne diyorsa ona uygun yayın yap...
Yoksa?
-Yandın ak kardeş!
* * *
Gezi'de başlatılan protesto gösterilerine ilişkin yayınlarda da o medya bu yüzden geride kaldı. Sürecin anlam ve önemini kavrayamadılar, güzellikleri haber yapamadılar; doğayı ve kenti savunup değerleri sahiplenmeyi ayaklanma diye karaladılar, demokratik hak aramayı çapulculuk saydılar... 
* * *
Mehmet Çınarlı adını duymuş olmalısınız; cumhuriyet kuşağı şair ve ediplerinden biri. Hisar Grubu diye adlandırılan şairlerin içinde yer alan bir şiir gurusu. Yalova'da yaşıyordu, 99 depreminde enkaz altında kalarak hayatını kaybetti. 
Çınarlı'nın "Onlar" başlıklı şiirini severim; mısraları sanki bugünü anlatıyor:
........................... 
"Sustuk sabırla, her şeyi söylettiler bize.
Sevdikçe, nefret etmeyi öğrettiler bize. 
*
Bir silkinişte ülkeye peygamber oldular,
Çektik, bütün günahları yüklediler bize.
*
Binbir düzenle saygıyı, imanı öldürüp
İnkârı, kini, şüpheyi devrettiler bize.
*
Kaynarken ortalıkta cehennem kazanları
Cennet, barış masalları dinlettiler bize.
*
Bizsiz ayakta durmaya yetmezdi güçleri
Her gün bizimle güçlenerek yettiler bize!

Bu dizeler bana Çınarlı merhumu, bir kez daha saygı ve sevgiyle hatırlattı; aziz hatırası önünde eğiliyorum. Mekânı cennet olsun.
 
Bu nasıl siyaset


HATIRLARSANIZ Koç Üniversitesi de "Gezi" dolayısıyla gündeme gelmişti.
Yamuk ağızlar, ağaçları sahiplenen insanları CHP'li saymış ve üniversitenin bulunduğu ormanlık alan Koç'a verilirken, birinin bile bir adım öne çıkmadığını ve "Hooop, orası orman, ağaçlar ne olacak" diye sormadığını söylemişti.
Oysa nisyanla malûl olmayan beşer hafızası gayet iyi anımsayacak; o tarihlerde karşı çıkanların sesini, atılan imzalarla kestiler.
Yıl 1997; Sarıyer Belediye Başkanı Milli Görüş'ten Refah Partili Yusuf Tülün idi...
Tülün, arazinin Koç'a verilmesini teklif eden adamdır; teklif, Belediye Meclisi'ne gelince CHP'li üyelerin ret oyuna rağmen kabul edildi.
Teklife evet oyu verenler bugün de AKP saflarında...
Kararı onaylayan zat da AKP'nin ve ülkenin başında; tek adamı oynuyor, yani "One man show" peşinde, onunla meşgul!
* * *
Siyaset yapıyorlar ve Koç Üniversitesi'ni gündeme getirerek CHP'ye yükleniyorlar ama düpedüz densizlik ediyorlar. Utanmaları yok; dirsek dirseğe, hatta kucak kucağa olan bir siyasal yaşamı tercih etmekten sıkıntı da duymuyorlar...
Arlanmadan, bağıra çağıra, üstelik yalana dolana saparak yapılana siyaset demek mümkün mü!?
Değilse, bunlar ne yapıyor Allah aşkına!?  

 
Sakla samanı, gelir zamanı

AYHAN Sefer Üstün, Sakarya milletvekili ama bu sefer aday olmayacak...
Olmayacak değil, olamayacak...
Başbakan, üç dönem aynı görevi yapanlara dördüncü kez görev yapmayı yasakladı ya... 
Böylece, çekip gidecekler kervanına Üstün de katılmış oldu...
Üstün, halen Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanı...
Ne zaman bir hak ihlâli olsa, ayağına üşenmez, kalkar olay mahalline (!) gider...
Soruşturur, araştırır, eşrafı dinler, Ankara'ya dönünce de raporunu yazar...
Ayhan Sefer Bey'in periyodik siyasal yaşantı çizelgesi böyle...
* * *
Ne var ki 34 yurttaşımızın bombalanıp hayattan koparılması olayına ilişkin hazırladığı raporu bir türlü komisyonun arşivine sokabilmiş değil. 
Bırakınız o raporun arşive girmesini, komisyonun gündemine bile taşınamadı...

Hal böyle olunca da görüşülmedi, bir karara varılıp açıklanmadı.
* * *
Uludere katliamından bahsediyorum...
Ayrıntıları biliyorsa sadece Ayhan Sefer Üstün biliyordur...
Kaçakçılıkla hayatını kazanan yurttaşlarımızı "Terörist" diye kimin ihbar ettiğini, kimin hava kuvvetlerini harekete geçirdiğini ve kimin"Bombalayın anasını satayım" dediğini söylemiyor...
Ya çok ketum, ya bilgilere ulaşamadı, ya da "Sakın söyleme" talimatı aldı...
O yüzden de sakladığı gerçekleri kimse öğrenemiyor...
Bu sır, Allah gecinden versin Üstün ile mezara gidecek anlaşılan...
* * *
İnsan haklarını korumak, demek ki buraya kadar... 
34 insanın hakkına sıra gelmeden önce, bir iki kişinin hakkını korumaya öncelik verilirse, daha çooook hak ihlâlini elimiz böğrümüzde seyretmek zorunda kalırız.
"İlâhi Ayhan Sefer Üstün, sen çok yaşa" demek geliyor içimden...
Çok yaşasın ama bir daha hak ihlâline filan el koymaya kalkışmasın. Çünkü o el koydu mu hiçbir gerçek su yüzüne çıkmıyor! 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.