Ergun Kaftancı

Ergun Kaftancı

Tek tip dizi yağmuru

TRT, görsel yayıncılık da denilen televizyon yayıncılığına batılı hava getirmek amacıyla yıllar önce çok çirkin ve bugün içinden çıkılamayan bir anlayışı günlük hayatımıza musallat ederek hata yaptı; seyirci o hatanın ceremesini ekranın karşısına çakılıp kalarak çekiyor...
   O hata ne?
   Tek kelimeyle söyleyim, diziler...
   Hem de bitmek tükenmek bilmeyen diziler...
   Brezilya dizilerini anımsayacaksınız; mesela Antonio adındaki dizi kahramanı hâlâ unutulmuş değil. TRT'ye bu dizileri, yenilik ve çağdaşlık ayağına hangi genel müdürün zamanında ve hangi yetkili aldı onu bilemiyorum. Prof. Şaban Karataş hocanın döneminde film seçimlerini, yanılmıyorsam genel müdür danışmanı gazeteci yazar Ahmet Güner yapardı. Bugün kim yapıyorsa, ekrana getirilen filmlerden de anlaşılacağı gibi en kepaze filmleri seçiyor... 
   Ahmet, sinema ve televizyon konularında uzmanlaşmış, geniş arşivi olan, fevkalâde bilge bir arkadaşımız; milliyetçi bir kalem... Toplumun, kendi öz kültürünün dışında bir kültürle haşır neşir olmasını kabullenmeyen bir anlayışa sahip ve o anlayışa sadık bir aydın. Bitmek bilmeyen, aşk, şehvet, yalan, dolan, entrika dolu dizilerin seçilip ekrana getirilmesine âlet olacak biri değil. Adım gibi biliyorum, o dizileri TRT'ye musallat eden o değil...
   Şaban hocadan önce genel müdür Prof. Nevzat Yalçıntaş idi; ANAP'lı ve AKP'li olmuş Aydınlar Ocağı mensubu bir insan, Brezilya dizilerine hayranlık duyar mı? Duymaz, dizileri bedava verseler almaz. Onun da işlenen hatada zerre kadar payı olmadığı kesin...
   Sonraki genel müdürler hakkında aynı şeyleri söylememiz ise mümkün değil. 
   Bugün MHP saflarında siyaset yapan Prof. Tunca Toskay hariç...
   Dört yıl genel müdürlük yapan Tunca hoca da Brezilya dizilerini yayınlamayacak kadar milli şuur ve duygu sahibi bir aydındır. Onu da geçince geriye dokuz genel müdür kalıyor. Onlardan biri ya da birkaçı, sakız gibi uzayan Brezilya dizilerini başımıza sarmış olabilir...
   *
   Seyirci bugün dizi yağmuru altında, sırılsıklam; yağış sürüyor, yıllardır oynayan diziler var...
   Bitmek bilmeyen hikâyeler...
   Birbirine yakın konular, diyaloglar, hatta mekânlar ve yüzler...
   Merak ettim ve bir hafta boyunca dizi izledim; hemen hepsinin geri planı aynıydı; o planda ya Boğaz Köprüsü oluyordu, ya Kız KulesiŞehir Hatları vapurları da sıkça görüntüye giriyordu...
   Senaryolar birbirinin benzeriydi; yapımcılar da öyle...
   Dizi olacak da içinde sakalsız jön, dekolte giymeyen kız, kötülük yapmaya soyunmuş kocakarı, nemrut bir aile reisi, iyilik yapmayı seven fakir bir tip, silâh, kanunsuzluk ve şiddet olmayacak; bütün dizilerde üç aşağı beş yukarı bunlar vardı...
   Bugün sadece kadınlar değil bir kısım erkek de, dizi izleme tutkunu olduysa hep, uzayıp giden Brezilya dizilerinin hem seyircilere, hem yapımcılara dayatılmasındandır...
   Bu dayatma, "Kepazeliği" malzeme haline getiren bir sektörün de doğmasına neden oldu. Ortada büyük paralar dönüyor ve oyunculuk dedikleri bir de meslek oluşuyor. Tabii aktörlük ve aktristlik dışında...İkisi de eğitim isteyen işler olmaktan çıktı; dizilere bakın görürsünüz, ayağa düştü...
   Gelelim sadede...
   Bütün bunlara rağmen Başbakan'ın, Muhteşem Süleyman dizisini bahane ederek Osmanlı'yı sahiplenmesi doğal bir tepki gibi görünse de, eleştirdiğimiz dizi sektörüne siyasal baskı niteliği taşımaktadır ki başımıza "İleri demokrasi şampiyonu" kesilenlere bu antidemokratik tavır da hiç yakışmamaktadır.
   Dizilere tepki mi?
   Neden siyasetçinin görevi olsun; seyirci konumundaki halkımız, bu sektörü de hizaya sokar. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın ve toplumsal şuura ipotek koymaya, demokratik ilkeleri de bozmaya kalkmasın.

 
Dokunmak lâzım
 
    OKURLARIM hatırlayacaktır; bu sütunda aylarca, hatta yıllarca önce Başbakan'ın ve AKP'nin harekete geçmesini istemiş, "Söz verdikleri gibi dokunulmazlıkları kaldırmaları lâzım" diyerek kürsünün dışında işlenecek suçlardan dolayı vekillerin cezai sorumluluk altına sokulmaları halinde iç siyasal düzenin toplum hayatını rahatsız etmeyecek ve ülkeyi çıkmaz sokaklara sürüklemeyecek bir ortama kavuşacağını anlatmıştık...
   Kös dinlediler, es geçtiler, duymazdan geldiler, konuya doğru bir adım dahi atmadılar...
   Haklarındaki fezlekeler rüyalarına girdi ki, sesimizi kulak ardı ettiler...
   Başbakan ve iktidarı, dokunulmazlıkların tamamen kaldırılmasına karşı çıkmakta hâlâ ısrar ediyor, devamından yana olduğunu gösteriyor.
   Hedefleri sadece, teröre alenen yandaşlık yapan BDP'liler; onların defterini dürmeye hazırlanıyorlar...
   Oysa başta Erdoğan olmak üzere çokça AKP'li topun ağzında...
   İçişleri ve Adalet Bakanları hakkında da fezlekeler var. Yasalara öncelikle uymak durumunda olan iki bakan suç işlerse başkaları ne yapmaz!
   Dokunulmazlıkları kökünden kaldırmak lâzım...
   *
   Bizimle birlikte MHP'de, kürsünün dışında olmak kaydıyla vekillere dokunulmasından yana.  Erdoğan veKılıçdaroğlu'na ilişkin fezlekeler var ama Bahçeli hakkında yok. MHP lideri yasal düzlemde kalmaya özen gösteren neredeyse tek lider; durumu dikkate değer!
   Tabii, ibret verici de!
   *
   Şayet dokunulmazlıklar kaldırılmış olsaydı BDP'liler terörü bu kadar alenen destekleyemezlerdi.  Bir ikisinin yakasına yapışıldı mı ötekiler de sinerdi. Dokunulmazlık zırhı arkasına sığındıkları için terörü yayan virüs olmaktan kurtulamadılar; şimdi yaptıklarının hesabını versinler bakalım...
Bunların dokunulmazlıklarının kaldırılması palyatif -geçici- bir önlem olmaktan öteye gitmez. Oysa o kurum, kökünden yok edilirse bundan sonra yasama görevine gelecek olanlar da peşinen hizaya sokulmuş olur.
   Meclis bu noktayı asla göz ardı etmemeli!

 
Zapping

 
   AKDENİZ Üniversitesi Rektörü efendi hazretleri, kadın figürü olan bir tabloyu boyayla kapattırmış. Tablo bir bilim kadınına ait ve üniversitenin duvarında asılı...
   Heykellere "Ucube" diyen ve dizilere baskı yapan Erdoğan'ın Türkiye'sinde, bilgi toplumu olmak ve çağdaşlaşmak için mücadele veren insanların gözünün içine bakarak sanata balyoz vuranlar, boya sürenler ve sanatçıya diklenenler oldukça tablolar da boyanır, heykeller de kırılır, diziler de tu kaka olur...
   *
   EKONOMİ iyi diyorlar değil mi? İyi ekonomide bireylerin ekonomileri de iyi olur; peki durum öyle mi?
   Değil...
   İş çevrelerinde nakit sıkıntısı had safhada; borçlar ödenemiyor, banka kredileri askıda, çekler geri dönüyor. Hal böyle olunca insanlar ne yapsın, tefecilere başvuruyor.
   Açıkladılar; son yedi yılda tefecilik almış başını gitmiş ve yüzde 792 artışla neredeyse bir ekonomik felâket haline gelmiş.
   Bu açıklamaya inanmıyor musunuz; inanın, açıklamayı AKP'nin Ankara Valisi Alaattin Yüksel yaptı, ben de şaşırdım...
   *
   ERDOĞAN'ın en yakın danışmanlarından biri de, gazetecilikte dikiş tutturamayınca siyasete demir atan Yalçın Akdoğan; Başbakan'ın konuşmalarını da onun yazdığı söylenir.
   Diyor ki:
   -İmralı da Kandil'den şikâyetçi...
   Terörist başıyla irtibat halindeler ki herif dağdakileri bunlara gammazlıyor...
   "Teröristle mücadele, siyasetçiyle müzakere" filan gibi saçma sapan tavırlar takınan iktidarın "MİT'in bir görevi de bu" diyerek İmralı ile kurulan diyalogu meşrulaştırma gayretinin semeresi, terörist başının ruh halini kamuoyuna duyurmak şeklinde tezahür ediyor...
   Keşke bu kafa ve tavırla terörün üstesinden gelinebilse...
   *
   AKP'liler "Türk Milleti 22 Temmuz'da vesayetçilere en güzel cevabı verdi" diyorlar...
   Evet verdi; AKP'yi bir kez daha iktidara taşıdı...
   Bunu da "İşte demokrasinin güzelliği" diye yorumluyorlar.
   Doğru; demokrasinin güzelliği bu...
   Mübarek o kadar güzel ki sayesinde halk, bir vesayeti yok edip yerine yeni bir vesayeti getirebiliyor..

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.