Ergun Kaftancı

Ergun Kaftancı

Sundurma değil, sindirme

GİYİNMESİNİ ve yakıştırmasını bilmeyenler için kullanılan bir benzetme aklıma geldi. Böylelerini görünce eskilerin, "Kılık kıyafet köpeklere ziyafet" dediğini anımsıyorum...
    Kimi de yakışıksız ve abuk kıyafetlerle gezenleri gördüğünde "Altı kaval üstü şeşhane" benzetmesi yapardı...
    Hiç unutmuyorum, komşumuz Hayrettin Bey'in oğlu Kerem, abuk giyime meraklı bir gençti. Zengin aile çocuğu olmanın avantajını iyi kullanan, sık sık gezmeye yurt dışına giden Kerem, kontrast renkleri bir arada kullanarak palyaçoya benzemeyi marifet sayardı...
    Rahmetli anam, sırtında yeşil ceket, içinde çingene pembesi bir gömlek, ayağında limon sarısı pantolon, ceketinin üst cebinden sarkan kırmızı mendiliyle Kerem'in gezmeye gittiğini gördüğünde hemen seslenirdi:
    -Çocuklar koşun, soytarı sokağa çıktı...   
    Kardeşimle el ele hemen balkona fırlar, acayip bir yaratık görmüş gibi bakışlarımızı kaybolana kadar Kerem'in üzerinden ayırmazdık...
    Anama göre Kerem'in kılık kıyafeti modaya değil deliliğe işaretti...
    *
    Gençliğimde gördüğüm Kerem gibi deli dolu giyinenlerden biri de"Karınca ezmez" lakaplı şoför Şevket idi. Fanatik Galatasaraylı olan"Karınca ezmez"in tek kazası yoktu ve modeli eskimiş aracını ağır ağır kullanmakla tanınırdı... Taksi ve dolmuş şoförleri bunu bildikleri için Şevket'e kızmaz, arkasına takılıp giderlerdi. "Karınca ezmez" de âdeta, trafiği varlığıyla fakat hiç müdahale etmeden, hatta farkına bile varmadan düzenleme görevi yapmış olurdu...
    Kılık kıyafetine gelince...
    Başında sarı kırmızı renklerde bir bere, takke ya da şapka olurdu. Ceketi, pantolonu, çorapları, hatta ayakkabıları da sarı kırmızı renklerdeydi. Eski model aracının dışı vişne, içi limon rengindeydi. Mendil cebinden sarkan sarı kırmızı bir de mendili vardı...
    Sessiz ve sakin bir adamdı; müşterisiyle bile konuşmazdı, her maça gider fakat birinde bile ağzını açmazdı. Futbol dahil hiçbir konuda uzun boylu konuştuğuna tanık olunmamıştı. Ona "Sessiz amigo" diyenler de olurdu...
    Haftanın en az üç günü Galatasaray'da Hasnun Galip sokağında bulunan kulübe uğrar, kimseyle konuşmaz, kulübün havasını içine çekip giderdi. Galatasaraylı olmayanlara göre Şevket deliydi... Oysa deli filan değildi; sessiz, sakin, karıncayı dahi ezmemeye özen gösteren fanatik bir taraftardı...
    Nerede bugün "Karınca ezmez" Şevket'e benzeyen taraftar; birini bile"İşte Şevket'e benzeyen taraftar" diyerek gösteremezsiniz. 
    *
    İnsanların kılık kıyafeti önemlidir. Elbet de herkesin en iyi giysileri satın alıp giymesini bekleyemezsiniz. Bugünkü ekonomik koşullarda kaliteli giyinmek oldukça zor. Ama eski de olsa temiz giyecekleri kendimize yakıştırmamız o kadar zor değil...
    Savaş yıllarını anımsıyorum; damgalı şeker torbalarını kireç kaymağında ağırtan, sonra da beyazlanan torbalardan bana ve kardeşime gömlek, külot, pijama, hatta pantolon diken anamın mum ışığında sabahlara kadar terzicilik oynadığı günler aklıma geliyor.
    Ya ayakkabılarımız...
    Genelde ayağımıza geçirdiğimiz, kara lastikti...
    Gözümüz gibi sakındığımız altı şaplı ayakkabılarımızı da eskimesin diye her yere giymezdik. Ayakkabıcılar, altı şaplı ayakkabıları bilir; sıkıştırılmış ve şaplanmış kalın karton, kösele yerine kullanılırdı. Suya basmamak lâzımdı; zira karton suyu emdiğinde açılırdı... 
    Savaş yıllarının kuşağı olarak çektiğimiz yokluğu bizden sonraki kuşaklar çekmedi, bugünkü kuşak hiç çekmiyor. Çok şükür her şey var, ne ararlarsa buluyor ve yakışır mı, yakışmaz mı diye düşünmeden sırtlarına geçiriyorlar.  O yüzden çok gencin soytarı gibi giyindiğini söylemek ve "Altı kaval üstü şeşhane" benzetmesi yapmak zorunda kalıyoruz...
    *
    Orduevleri'ne girenlere uygulanan kıyafet mecburiyetinin kaldırılmış olmasını, ileri demokrasi adına ilan edilen "Açılıma" endeksleyenler çıkabilir...
    Silahlı kuvvetlerin geleneğini ortadan kaldırarak yeni gelenek ihdas edenler, nasıl bir ileri demokrasi aşaması sağlayacak göreceğiz. 
    Bundan sonra insanlar, orduevlerine herhangi bir kıyafet kısıtlamasına uğramadan girebilecek...
    Çünkü bakanlık yönetmenlikte değişiklik yaptı ve "Yaşının ilerlemesi nedeniyle dini inançlarına uygun olarak sade bir şekilde sakal bırakmış kişilerle yaşlı annelerden yüzü açık olacak şekilde eşarplı olanların dışında sakallı, cübbeli, sarıklı, takkeli, türbanlı vb çağdaş olmayan kıyafetlerle gelenler, günlük sakal tıraşı olmamış ütüsüz ve kirli elbiselerle gelenler, yabancı uyruklu kişiler orduevine giremezler" ibarelerini yürürlükten kaldırdı...
    Vaktiyle yönetmeliğe, "Takunyayla giremezler" diye yazmayı unutmuşlardı. Artık o da serbest; ayakkabıyla girenin yanı sıra takunyayla da giren olabilir.. Bundan sonra sakallı, cübbeli, takkeli, türbanlı, takunyalı yani çağdaş olmayan kıyafetlerle de olsa herkes orduevlerine girebilecek.
    Bakanlık, AKP'nin çağdaşlık anlayışını nihayet yakalamış oldu. İktidarın çağdaşlıktan, yani muasır medeniyetten muasır medeniyetsizlik hükmü çıkardığı da iyice anlaşıldı.
    Merak ettiğim nokta, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni muasır medeniyetin bir üyesi yapmak için canını ve kanını ortaya koyanların, bu muasır medeniyetsizliği içlerine sindirip sindiremeyecekleri...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.