Ergun Kaftancı

Ergun Kaftancı

Şimdi ne yapacağız?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin dediği gibi, Erdoğan'ın Esad'ı hedef alan nefret ve kin yüklü sözleri bize saldırı olarak dönüyor.
Cumartesi günü Reyhanlı'da bomba yüklü iki aracın uzaktan kumandayla patlatılması sonucu 46 kişi hayatını kaybetti, 150 ye yakın insan da yaralandı...
121 konut yıkıldı, 735 iş yeri kullanılamaz hale geldi, 62 araç da tahrip oldu..
Olayın meydana gelmesi üzerine "Bu melanet Suriye gizli servisi El Muhakemat'ın işidir" diye düşünmedim değil. Düşündüğüm çıktı, ilgililer faillerin saptandığını söyledi ve menfur saldırıyı Suriye gizli servisinin tezgâhladığını açıkladı.
Hatırlarsanız bundan önce de Cilvegözü sınır kapımızda bir patlama olayı yaşanmış ve 17 kişi hayatını kaybetmişti; onun da baş faili El Muhakemat olduğu anlaşıldı...
* * *
Gazetede okudum, meğer Milli İstihbarat Teşkilatı'mız bütün güvenlik birimlerini olaydan çok önce uyarmış ve bir saldırının planlandığını, araçların plakalarına varıncaya kadar ilgililere bildirmiş.
Sonuç?
Hiçbir ciddi önlem alınmadı ki bu saldırı yaşandı. Saldırıdan sonra olay yeri incelemesinde, patlatılan bomba yüklü araçların plakalarının daha önce MİT'in bildirdiği plakalar olduğu saptandı...
Kör kör parmağım gözüne misali, göz göre göre olayın yaşanmasını sağlamış olduk...
MİT'e lafım yok ama ülkeyi polis devleti haline getiren fakat katılığı ve "Ben bilirim" afra tafrası yüzünden bu menfur saldırıyı önleyemeyen baskıcı yönetim anlayışına birkaç lafım var; Allah müstahakları neyse onu versin!
* * *
Türkiye ne yapacak; bu saldırıyı karşılıksız mı bırakacak?
Sessiz kalmamız söz konusu; sessiz kalmak bir yöntem diyorlar...
Saldırının hesabını diplomasi yoluyla sormak ise bir başka yöntem...
Üçüncü şık daha farklı; eskilerin mukabele-i bilmisil yani silaha silahla, teröre terör tezgâhlayarak karşılık vermenin adı bu; bu da yapılabilir, fakat mukabele etmek en son olasılık!
Türkiye, öyle anlaşılıyor ki bu üçüncü şıkka itibar etmeyecek ve stratejik ortağı ABD'nin takınacağı tavrı bekleyecek. Zira ABD'nin açıklamasında yer alan yol gösterici cümle, "Türk halkının yanındayız" oldu. Bu cümlede "Sen karışma, bekle, ben senin adına icabını yaparım" anlamı yatıyordu...
Galiba bekleyeceğiz!
Bu koşullarda zaten başka çaremiz olduğunu da sanmıyorum!
 
Değişim şart
-------------------
 
EVET, Türkiye ciddi bir tehlike altındadır. Bu denli bir saldırıyı göze alan Suriye'nin, Rusya ile yakın ilişkilerine güvenerek sınır sınıra yakın yerleşim alanlarımızı rahat bırakmayacağı anlaşılıyor...
Bu, önünde sonunda Suriye ile savaşmamıza yol açabilir mi?
Günü geldiğinde açabilir...
* * *
Elbet de bölgede barışı tek taraflı sürdürmek ve kalıcı hale getirmek sadece Türkiye'ye düşen bir görev değil. Başta Suriye olmak üzere bu coğrafyada yer alan ülkelerle bölge üzerinde emeli olan ülkelerin de barışı sahiplenmesi ve savaştan uzak durması gerekiyor...
Sorunlar elbet de öncelikle diplomasi masasında çözülmeli...
Bu sağlanamazsa silaha başvurmak en son çare olmalı...
Türkiye savaştan sırf barış olsun diye uzak duracaktır ama bu, sonuna kadar böyle yani sessiz kalacağımız anlamına gelmemelidir.
Türkçe'de çok anlamlı bir darb-ı mesel vardır; "Nasihatla uslanmayanı etmeli tekdir, tekdirle uslanmayanın hakkı kötektir"deriz. O misal, diplomasi masasında aklını başına almayana herhalde, aklı yerine otursun diye birkaç şamar atılabilir...
* * *
Fakat hepsinden önce Başbakan Erdoğan susmayı öğrenmeli ve din kardeşi olduğumuz Suriye halkının çıkarının da savaş olmadığını düşünerek kin ve nefret yüklü söylemlerinden vazgeçmeli...
Öncelikle de İsrail'in büyümesini hedefleyen ve sırf o nedenle tezgâhlanan BOP adındaki oluşumun eşbaşkanlığından ayrılmalı ve ABD ile ilişkilerimizi yeniden gözden geçirmeli.
Bağımsız, güçlü ve demokratik bir Türkiye için elzem olan değişimin bu olduğunu artık herkes anlamalı...
 
Arka plana atalım
--------------------------
 
BAŞBAKAN, Reyhanlı'da meydana gelen menfur saldırıyı öğrendiğinde hemen konuştu ve olayı, içerideki muhaliflerinini sırtına yıkmaya kalktı.
"Çözüm süreci" diye adlandırılan barış sürecini, "Barışa dönük gelişmeleri hazmedemediler" diyerek muhalefetin üzerine yıkmak için üstü kapalı ifadeler kullanan Erdoğan'ın, iç ve dış olaylara nasıl ve hangi gözle baktığı da bu vesileyle bir kez daha açıkça görüldü...
Saldırıya ilişkin ipuçları ortaya çıkınca da Başbakan bu suçlamasından vazgeçmek zorunda kaldı ve belki de Suriye konusunda ne kadar yanlış işler ve konuşmalar yaptığını idrak etti...
Dileriz Suriye'ye dönük dış politika izlemekten artık vazgeçeriz...
* * *
Sadece bu ülkeye dönük dış politikada değil, tüm dış politikamızda köklü ve özellikle de barışçı davranışlar sergilememiz lâzım. Ulu Önder Atatürk'ün "Yurtta barış, dünyada barış" ilkesini gelecek günlerde herhalde ne Başbakan, ne hükûmet, ne siyasal irade, ne diplomatlarımız göz ardı eder...
Türkiye, kalıcı ve onurlu politikalar üretmek yerine zıpırlık yapmayı herhalde aklının da, gönlünün de ark planına atacaktır.
                                      * * *    
 
 
Hangisi erdem
 
OLDUM olası ısınamadım adama; ne tipi, ne fiziği, ne sesi, ne konuşması, ne de düşünceleri ve siyasal değerlendirmeleri içime sindi...
Bir insan ancak bu kadar itici olabilir...
Naturasına elbet de diyecek lâfım yok; o, Allah ın işi, eleştirilemez. Ama  konuşmasını, gönlünü, aklını kullanmak ve fikrini yaymak, hür iradesine bağlı olduğundan eleştirilebilir. 
Biliyorsunuz, eski yeni yüzlerce vekille ve binlerce vekil hısmına ölene kadar bedava yaşama olanağı sağlayacak yasa teklifine imza atan MHP, CHP ve BDP
imzalarını çekti...
Yassı burun, şiddet ve hiddetle buna karşı durdu ve muhalefeti topyekûn suçladı. Nasıl olurmuş da atılan imzalar geri çekilirmiş...
Çekilir işte; yanlış yere imza attığınızı fark ederseniz ne yaparsınız, imzanızı geri çekmez misiniz?
İmzanızı geri çekmek mi erdemdir, yanlışa atılan imzanın sonuna kadar arkasında durmak mı?
Yassı buruna göre, yanlışa atılan imzanın arkasında durmak erdemdir...
 
İşte o cümlesi; "Muhalefet partilerinin kafasına silah mı dayadılar ki yanlışa imza attılar"...
Eski yeni bilcümle vekile ve hısmına bedava yaşamayı getirecek bu teklifin arkasından AKP'lilerin imzalarının bulunması ve kalıcı olması, herhalde yadırganacak iş değildir. Atılan imzalara bakarak "AKP, bir çıkar grubu olduğunu bu imzalarla doğruladı"demek de herhalde yanlış olmayacaktır!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.