Ergun Kaftancı

Ergun Kaftancı

Orada ne işimiz var?

SURİYE'de yaşanan iç kargaşaya karışmak ve taraf olmak Türkiye'nin son dönemde yaptığı diplomatik hatalardan biri, hatta en büyüğü...
    Esad'ın nasıl biri olduğundan ve siyasal anlayışından doğan çarpıklıkların şeklinden şemailinden bize ne diyemedik.
    İşgüzarlık yaptık, kargaşayı sahiplendik, taraf olduk...
    Dertsiz başımıza dert aldık...
    Yeni yükümüz Suriye; 170 bin civarında Suriyeli bize sığındı ama kimi geri döndü. Halen 130 bin kadar Suriyeli kurduğumuz kamplarda yaşıyor...
    Onlara, kendi insanımızdan daha yakın duruyoruz, bakıyoruz, besleyip doyuruyoruz, ceplerine harçlık koyuyoruz. Yine de yaranamıyor olmalıyız ki kamplarda aleyhimize eylem yapmaya kalkıyorlar, çocuklarını dilenmek üzere toplumun içine salıyorlar...
    * * *
    Suriye'nin kuzeyinde, topraklarımıza yakın yerde güçlenen ve PKK ile ilişkili olan Demokratik Birlik Partisi adındaki örgütlenmenin başındakilerden biri, Türkiye'nin Suriye'nin iç işlerine karıştığını ve Esad'a karşı baş kaldıran gruplara her çeşit yardımı yaptığını ileri sürdü ve bizi dünyaya şikâyet etti...
    İddialar asılsız diyebilir miyiz bilmiyorum; Esad'a karşı kazan kaldıran grupların eğitimini biz mi veriyoruz o konuda da bilgim yok. Ama PKK yandaşı o partinin sözcüsü Salih Muhamnmed Müslim, eğitim kamplarına ek olarak muhaliflere 100 milyon dolar verdiğimizi de iddia ediyor...
    * * *
    Dünya kamuoyu bu iddialar yüzünden herhalde hakkımızda iyi düşünmüyordur...
    Suriye sorunu çözülecekse milletler topluluğu tarafından ele alınarak çözülmeli. Taraf olduğunu gösteren Türkiye'nin, sorunu bir başına çözmesi mümkün değil...
    Nitekim, uluslararası camia da aynı kanıda; o nedenle ülkemizde bir toplantı yapılacak; uluslararası boyuttaki toplantı önümüzdeki sanıyorum yarın...
    * * *
    Gelelim yeniden konuya...
    "Suriye'nin iç işlerine neden karışıyoruz" sorusunun birkaç yanıtı olabilir. Erdoğan ve AKP iktidarı, "Suriye de yaşananlar bizim iç işimiz" gibi mantıksız bir dayanağa sarıldı. Dayanak bu değil; dayanak, iktidarın Arap milliyetçiliğine şapka çıkarma alışkanlığı; bu argümanı din kardeşiyiz gerekçesine bağlıyorlar. Sorunun yanıtı budur!
    Oysa Arap bugüne kadar din kardeşimiz olarak bize öyle tumturaklı ve oturaklı kazıklar attı ki onları görmüyorlar...
    Viyana kapılarında, askerimizi sırtından vurmaya kalkan Arap birliklerini unuttuk sanıyorlar. Ya Çanakkale savaşı;"Neden küffârın üzerine cihat ilan etmediniz ve yanımızda yer almadınız" diye sorun bakalım, kardeşlerimiz (!) ne yanıt verecek...
    Kardeşiz dedik ve bugüne kadar bunları hiç sorgulamadık!
    Yakın tarihe bakınız; Kıbrıs'ta bize karşı kollarını sıvayan Rum güçlerine ve milislerine silah ve para yardımı yapan Arap ülkeleri değil miydi?
    Hangi din kardeşliği, nerede din kardeşlerimiz, hangi dünyadalar?
    * * *
    Suriye'deki iç kargaşaya kardeşlik gerekçesine sığınarak taraf olmak kadar büyük bir hata düşünemiyorum. İktidarı bu yola kim koşullandırdı onu da merak ediyorum; yoksa Davutoğlu mu!?
 
 
Hukuk anlayışım
 
    İKTİDAR, terör çetesi PKK ile yanlış uygulamalar yüzünden başa çıkamayınca çareyi, çerçevesini bir türlü sağlıklı biçimde oluşturamadıkları "Demokratikleşme süreci"ne bağlanan ileri demokrasi ve geniş özgürlükler kapsamında çözmekte buldu.
   Başkanlık pazarlığı için yapılan Oslo buluşması dahil bütün buluşmaların ana temasının bu olduğu artık iyice anlaşılmış olmalı...
   İktidar, bebek katilinin yol haritasına uygun adımlar atacağının işaretlerini veriyor...
   İhtilattan men edilmiş bölücü katile artık değerli bir konuk muamelesi yapıyorlar. İmralı'ya geliş gidiş serbest. Katilin dışarıdaki eş başkanı, o ya da bu değil tıpatıp benzeri olan erkek kardeşi...
   BDP'liler ise maşa...
   Köle!
   Dağdakiler de öyle...
   Katil, ülkeye yandaşlarına yolladığı üç mektupla yön vermek üzere. BDP gibi legal, Kandil gibi illegal güçlerini yönlendirmek gayretinde...
   Erdoğan ve etrafı ise tavır almak için mektupların müzakeresinden (!) sonra çetenin başının ve etrafının neye karar verdiklerini öğrenecek.
   Daha sonra nasıl bir yol haritasıyla karşılacağımızı göreceğiz. Erdoğan ve AKP iktidarı gibi herkes haritayı bekliyor...
   Terör çetesinin amacı, iktidarı dize getirmek, pazarlığa oturtmak ve istediklerini koparıp almak değil miydi?
   AKP iktidarı, seçimi kaybetmemek ve Erdoğan'ı Çankaya'ya oturtmak için o sürecin başlatılmasına rıza gösterdi. Erdoğan, insani duygularına kapılıp bebek katilini asmayan üçlü koalisyonu karalarken "Biz olsaydık asardık"dediğini unuttu ki İmralı sakinine, alnındaki cani ve hain damgasına aldırmadan iktidarının kurtarıcısı gibi bakmaya başladı...
   Dün olsaydı asacaklardı, bugün dokunmuyorlar, yarın kucaklarlar...
   Yeter ki AKP iktidarı sürsün ve Erdoğan Çankaya'ya otursun...
   * * *
   Türkiye böyle bir hesaplaşmanın içinde...
   Pazarlık nasıl noktalanacak merak ediyorum.
   Bu süreçte bütün dikkatler Cumhurbaşkanı'nın üzerinde. O'nun bakışı ve söylecekleri çok önemli. Devletin başına, anayasaya, yasalara, cumhuriyetin yasalarla görevlendirilmiş kurumlarına ait seksen yıllık ilkelere, kurallara, geleneklere, insanlık değerlerine, üniter devlet anlayışımıza kafa tutmaya ve milli değerlerimize ters hatta aykırı girişimlere teşebbüs, suç değil midir?
   28 Şubat'ın yakasına irticaya izin vermemesini suç sayarak yapışan ve yazılı uyarıyı darbe telâkki eden eller, teröre ve teröriste hayat verecek yığınla çarpıklığı üstlenenleri de suç işlemiş sayarak mutlaka yargının önüne taşımalıdır!
   Benim hukuk anlayışım böyle!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.