Ergun Kaftancı

Ergun Kaftancı

Olmuyor efendiler!

GAZETENİN biri, 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik Spor Bayramı'na ilişkin haberi verirken "Vatandaş kutladı"diye başlık atmıştı...

Bu, "İktidar kutlamadı" anlamına gelen bir ifade olarak mı düşünülmüştü bilemiyorum.
Bu tür ifadelerin ardından gelen fakat söylenmeyen zıt bir ifade için eskiler "Mefhum-u muhalifi" der.
Anlamına göre, bir deyimden felsefi değerlendirme yapılırken yeni ve zıt bir ifade istihraç edilirse, yani çıkarılırsa mefhum-u muhalifi oluşmuş demektir...
Bu deyimin Latincesi "Argumentum e contratio" şeklindedir, yani argümanın kontrası...
Kontra argüman söylenmez, keşfedilir; çoğu kez de sanal halde kalır...
* * *
Televizyon haberlerinde seyrettim; Ankara'daki törende devlet ve hükûmet adına sadece Gençlik ve Spor Bakanı vardı...
Başka ne bir bakan vardı, ne devleti temsil eden üst düzey bir isim. Bürokratları saymıyorum, onların törenlere katılmamaları asla söz konusu olamazdı...
Anıtkabir'e de ne Cumhurbaşkanı çıktı, ne Başbakan, ne de Meclis Başkanı...
19 Mayıs, salt Gençlik ve Spor Bayramı olsaydı belki...
* * *
Bir millet, ruh kökünden ancak bu tür soğuk duruşlarla koparılır.
Son on yıldır, milli bayramlarımıza donuk gözlerle bakmaya başladık. Dini bayramlarımızı daha farklı bir anlayış ve sıcaklıkla sahipleniyoruz. Oysa bir milleti milletler camiasında diri ve güçlü tutan temel faktör din değil, milliyettir. Biz bu iki faktörü bir arada yaşaacağımıza ikisini birbirinden ayırarak yaşamaya çalışıyoruz...
Olmuyor!
Batıya bakınız; ne dini bayramları milli bayramlarının, ne de milli bayramları dini bayramlarının önündedir...
Bu ruh değil mi onları bizden farklı kılan ve önümüze taşıyan...
* * *
Siyasal irade, ayrıştırmacı anlayışıyla bu bütünlüğümüzü de bozdu. Bozmasaydı 23 Nisan, 29 ekim, 19 Mayıs, 30 Ağustos gibi siyasal ve askeri tarihimizin kilometre taşları, layık oldukları şekilde sahipleniliyor olurdu...
 
--------------------------------------
 
Bize yakışıyor
 
PAKİSTAN'da pazar günü seçim vardı...
Karaçi'de seçim sırasında kan aktı, Zehra Şadid Hüseyin adındaki kadın siyasetçi evinin önünde yaylım ateşi açılarak öldürüldü. Zehra Şadid, seçime katılan partilerinden birinde başkan yardımcısıydı ve adaydı...
Pakistan gazeteleriyle seçimi izleyen yabancı gazeteler olayları "Silahlı demokasi" başlığı altında verdi...
Hürriyet gazetesi de aynı başlığı kullanmıştı; olaylar gazetecileri bu başlığı kullanma zorunda bırakmıştı...
* * *
Bu başlık bana demokrasimizin durumunu çağrıştırdı...
İnadına bizimki de "Biber gazlı demokrasi"...
"Önüne kim gelirse sık gazı" talimatının en kolay verildiği demokrasi türüne sahibiz!
Polisin kullanılması, polis devleti havası estirilerek korku salma, baskı ve işkence yapmanın olağan hale gelmesi sadece bu tür demokrasi anlayışına sahip egemenlerin ülkesinde görülüyor...
İşte onlardan biri de biziz...
* * *
Demokrasi anlayışı, tasalluta maruz kalan yönetim biçimlerinin önde gidenidir. Onun hoşgörüsü maalesef, kuduruk hevesleri her zaman ön plana çıkaracak kadar modern (!) pardon çağdaş bir anlayıştır. Kuduruk anlayışı üstlenen zihniyet giderek demokrasiden kopar ve hem isim, hem şekil, hem de kluvar değiştirerek monarşi de olur, oligarşi de, despotluk da...
Eski Yunan'da kullanılan "Tiran" adı günümüzde daha kolay söylenebilen bir sözcükle yer değiştirmiş de olabilir.
O nedenle, demokrasi hassas bir sistemdir diyoruz ve onun hassasiyetine dikkat ve özen göstermek gerektiğine inanıyoruz...
Kan, gözyaşı, istismar, baskı, işkence gibi sistemi zedeleyen durumlardan uzak durmak ve sistemi de uzak tutmak zorundayız...
Aksi halde demokrasi lafta kalıyor, sistem başka kılığa bürünüyor...
Unutmadan, öncelikle şu biber gazını, tazyikli suyu, karga tulumba götürmeyi, içeride dışarıda işkence yapmayı da kesinkes unutalım...
Bunlara son verelim...
* * *
Toplumu, bunları kullananlardan ve yapanlardan uzak tutmak; korkutmamak ve ürkütmemek görevi de siyasal iradenindir.
Ama sorumsuz yetkililer, devletin güvenliğini ve asayişini sağlamakla görevli olan yeni memurları ve belediye zabıalarını bile, yüzlerine ve gözlerine gaz sıkarak, tazyikli su püskürterek bu iki yönteme adapte etmeye çalışıyorlar...
Ne diyeyim?
Nokta koymadan önceki son sözüm şu; bu kafasızlık, biber gazlı demokrasi anlayışımıza pek de güzel yakışıyor!
 
------------------------------------------------------
 
Ya ret çıkarsa...
 
BAŞBAKAN açıkça söyledi, ya yeni anayasanın hazırlığına bütün partiler katılıp bütün maddeleri kabul edecek, ya da AKP iktidarı, hazırladığı anayasa taslağını Meclis'e getirerek kendi oylarıyla geçirecek ve referanduma gidecek...
Başka bir olasılık yok...
* * *
Erdoğan, bu yönde uyarılar yaptıkça sözleri tehdit olarak algılanmaya başlandı. Bunun üzerine muhalefet partisi CHP ile muhalefet partisi MHP, başkanlık konusu dahil birçok konudaki kırmızı çizgilerini açıklamak zorunda kaldılar...
O çizgilerle AKP'nin çizgileri buluşmadı; hepsi ayrı istikametlere yöneldi...
AKP'nin çizgilerine, kendi teklifleri ve istekleri kabul edilmek koşuluyla arka çıkan muhalefet partisinin BDP olduğu görüldü...
Bu parti ortaklık yapmanın doğal gereğini bu suretle yerine getirmiş olacak...
Yalnız önemli bir hususu da dikkatlerden uzak tutmamak lâzım; BDP anayasada yer almasını istediği hususları tasarıda bulsa dahi başkanlık sistemine sıcak bakmıyor. O zaman AKP ile kapışacaklar safında BDP'yi de göreceğiz galiba...
* * *
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun köstebek olmakla suçladığı bakan, "Bizim anayasa teklifimiz hazır. Uzlaşamazsak başka yolları deneyeceğiz" açıklaması yaptı...
"Başka yol" dediği de referandum...
Keşke referandum yapılsa...
Yapılsa da bu defa AKP boyunun ölçüsünü alsa!
* * *
AKP'liler Erdoğan'ı tek tabanca halinde Çankaya'ya oturtmakta o kadar kararlı ki bunu sağlamak için her akrobasiyi üstlenebilirler. Anayasa taslağında uzlaşı olmazsa gelsin AKP teklifi...
Ardından dayan referanduma...
Referandumdan da reddiye çıkarsa...
Sonrasını tahmin zor...
AKP'den, "İleri demokrasinin başka versiyonu" diyerek yutturmaya çalışacağı darbe düzeyinde yeni bir sivil değişimi ve dayatmayı bekleyin!
* * *
Bu siyasal irade neye alışıksa, kitabına uydurup onu da yapacaktır!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.