Ergun Kaftancı

Ergun Kaftancı

LAF GÜZEL DE..

NE karınları doyuyor, ne gözleri..
    Şimdi de oy vermeyen yüzde 50.10 yurttaşın karşı duruşunun nedenlerini bulup çıkarma sevdasındalar..
    O nedenleri daha anlamamışlarsa yazık; bu kadar da eblehlik olmaz ki..
    *
    Demokrasi dediğimiz sistem insanları, siyasal tercihlerinde de özgür bırakır..
    Esasen özgürlüklerin anası da siyasal tercih özgürlüğüdür..
    O olmazsa demokrasi de olmaz, öteki özgürlükler de..
    Sistemin adı da başka bir şey olur..
    *
    Diyorlar ki:
    -Yüzde 50'nin bize neden oy vermediğini bilimsel olarak araştırıyoruz. Çünkü biz yüzde 100’ün mutluluğu için varız, bunu başarmamız lazım. 
    Lâf güzel ama sakat..
    Bir ülkenin tüm yurttaşlarının aynı siyasal yapıda buluşması mümkün değil; ayrıca öyle bir oluşuma dünyanın hiçbir ülkesinde rastlayamazsınız. Afrika kabilelerinde ve aşiretlerde bile kabilenin ya da aşiretinin tamamının aynı kişiye ya da noktaya odaklandığı görülmemiştir..
    Bir toplumun tamamının aynı siyasal tercihte buluşması, katmanların genetik, kültürel, ne ekonomik yapıları açısından da mümkün değildir.. 
    Farklılığı farksızlığa çevirmek ise tek tip insan üretme hevesini gösterir ki bu da, demokrasinin özüne aykırıdır..
    Toplumu, tek tip siyasal tercihi olan kalabalığa çevirmek, sadece komünizm, faşizm, kapitalizm gibi insanlığa musallat olmuş ideolojik sapkınlıkların ilkesidir..
    İdeolojik sapkınlıklar da demokrasiye uymaz..
    Tarihe bakınız; bu tür ideolojilere sevkedilen toplumlar hep diktayla yönetilmiştir!
    *
    Seçmenin yüzde 50.10'unun neden iktidar partisini değil de muhalefetteki partileri tercih ettiği elbet de araştırılmalı..
    Araştırılmalı ki insanların nelerden memnun olmadığı ortaya çıksın ve yüzde 49.90 oranında oy alarak iktidar olan siyasal yapı, ne tür yanlışlara, çarpıklıklara, sapkınlıklara imza atmış olduğunu görsün.. 
    *
    Bir toplumu bütünüyle siyasal iktidara muti ve merbut kılmaya çalışmanın altında harbi ve hasbi duygu ve düşünceler yattığına inanmıyorum..
    Zorla değil ya..
    Harbi ve hasbi duygu ve düşünce sahibi olsalardı onlarca uygunsuzlukla toplumu karşı karşıya bırakmaz,  "Yüzde 50'nin bize neden oy vermediğini bilimsel olarak araştırıyoruz. Çünkü biz yüzde 100’ün mutluluğu için varız, bunu başarmamız lazım" demek zorunda kalmazlardı..
 
     NASIL UZLAŞACAKLAR?
    ------------------------------------
    DEMOKRATİK, sivil ve çağdaşlık ilkelerini içeren bir anayasa yapmak için uzlaşının şart olduğunu yazmıştım..
    Aklın yolu bir olduğu kadar, bu konuda gönüllerin de bir olması gerektiğni tekrar vurgulayım.. 
     Nitekim Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin Olağan Genel Kurulu'na katılan Başbakan'da, konuşmasında özellikle uzlaşıdan bahsetti ve geniş kapsamlı bir "Konsensüs"ün gerekli olduğunu söyledi..
    Sonra da partisinin ve hükümetinin propagandasını yaparak konuşmasını tamamladı..
    *
    Ne var ki Erdoğan, kendisinden sonra konuşmak üzere kürsüye davet edilen ana muhalefet partisinin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu dinlemedi ve salonu bütün bakanlarıyla birlikte terk etti.. 
    Çağdaş demokrasiyi, insan hak ve özgürlüklerini, evrensel hukuku, bağımsız yargıyı, kuvvetler ayrılığını kapsayan bir anayasa hazırlama fırsatı çıkmışken ve ülke o eğilime koşullanmışken Erdoğan'ın uzlaşıdan bahsetmesi herkes için yeni ve ciddi bir umut oldu..
    Fakat Kılıçdaroğlu'nun kürsüye davet edildiği andan iki saniye sonra umut, yerini umutsuzluğa bıraktı..
    Çünkü uzlaşıdan bahseden iktidar partisinin Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan, ana muhalefetin anayasa konusundaki görüşlerini dinleme ve öğrenme tenezzülünde bile bulunmadı, çıktı gitti..
    Umutları da yıktı bıraktı..
    O anda insanların kafasında şu sorunun yer ettiği kuşkusuz:
    -İktidar, muhalefetin anayasa konusundaki görüşlerini dinleme basireti gösteremediğine göre uzlaşı herhalde sağlanamaz. O zaman ülkenin hali ne olur?
    *
    Önümüzde çok çetin ve sorunların neredeyse kördüğüm olacağı günler gözüküyor..

    Allah yardımcımız olsun! 
 
    SORUNLU BİR MECLİS AÇILIŞI
      -------------------------------------------------------
     YENİ Meclis yasama görevine başladı..
     Yenisi seçilene kadar Meclis Başkanlığı görevini en yaşlı üye olan gazeteci dostumuz Oktay Ekşi yönetecek..
     Galiba, Cumhurbaşkanı yurt dışına gidince de kısa süre ona vekâlet edecek..
     *
     24. Yasama Dönemi, noksan sayıyla açıldı..
     Bağımsız Blok adıyla anılan vekiller Genel Kurul'a girmedi..
     Boykot kararı sürdürülüyor.. 
     Dolayısyla yemin de etmediler..
     * 
     Hatip Dicle'nin vekilliği zaten iptal edildi..
     Mehmet Haberal'ı, Mustafa Balbay'ı ve Engin Alan'ı mahkeme tahliye etmedi..
     Anlayacağınız milli iradenin üzerine bir gölge daha düşürüldü.. 
     Ortaya çıkan tablonun sorumluları elbet de var..
     Meclis'in bu tabloyu ortadan kaldırması, demokrasi ve hukuk gereği; nasıl yaparlar o da malûm, uzlaşıyla..  
      *
      Yasa hükümleri yoruma açık bırakılır, kesin ifadeler taşımazsa işte böyle ihtilâtlara ve acılara neden olur..
     Bugün o yaşanıyor..
     Yasalarda kesinlik ifade eden hükümler yer alsa kuşkusuz ne yargıçlar ve savcılar zorlanır ve yanlışa düşer, ne de yargılananlar muğber ve mağdur olur..
     *
     Yeni yasama döneminde Meclis'imize başarılar diliyor, bütün vekillerin çağdaş demokrasi anlayışını ve ilkelerini iyice sahiplenmesini istiyoruz! 
     Bu görevi yaparken, dayatmaların özgürlüklerin önüne geçirilmesine izin vermezler inşâllah!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.