Ergun Kaftancı

Ergun Kaftancı

Kahkahaların sebebi

ERDOĞAN, âlem adam vesselâm. Kızdığı gün kadar kızmadığı gün de var. Kızdığı insana kızmadığı zaman da oluyor. Neye kızıp neye kızmayacağını belli etmediği gibi, neye ne zaman kızacağını da yüzünü iyi kullanarak yani mimikleriyle belli ediyor...
    Kaçın o zaman...
    Çünkü kaçmayan, fırçayı yedi demektir...
    Bir de kızdığında kaşlarını havaya kaldırıp çatmasa daha iyi olacak; cildi değişti son zamanlarda...
    Öfke yüzüne vurunca ütüsü bozuluyor...
    *
    PARTİSİNİN geçen salı günkü son grup toplantısında neşesi yerindeymiş; espri üstüne espri yapmış; hem güldürmüş hem gülmüş...
    Göndermelerine gelince...
    Okudum, süper (!) iyi...
    Mesela birini söyleyim; TÜSİAD'ı tebrik etmiş ve "Hafif bir gönderme yaptım, rahatsız oldular. Ben onların eleştirilerinden rahatsız olmuyorum ki. On beş yıl önce nerede duruyorlarsa şimdi de aynı yerdeler" demiş...    
    Grupta da anında en üst perdeden kahkaha yükselmiş...
    Bu beyanı ben de komik buldum; rahatsız olmadıysa uzun konuşması neden TÜSİAD'a sert yanıt şeklindeydi? 
    *
    ARGO bir deyiş vardır; kendini geliştirmeyen ve hayal kırıklığına neden olan için "Koyduğum yerde otluyorsun" derler...
    Davar da öyledir; çoban sürüyü yayar ve ağacın gölgesinde uyuya kalır. Uyandığında davarın hâlâ aynı yerde otlamaya çalıştığını görür. Yerde ot bitmiştir ama davar da ilerleyip yemlemeyi sürdürme yerine oracığa iyice yayılmıştır. 
    Bu durum, o deyişle yani "Koyduğum yerde otluyorlar" diye anlatılır...
    Erdoğan TÜSİAD yönetimine "Davar" demek istemedi elbet de; ancak merak ettim, ne demek istedi?
    Bunu, kahkahaların sebebini öğrenmek için soruyorum; evet, AKP Grubu neye güldü o kadar!
    *
    İmam hatip mezunu olduğu için Erdoğan'ı üniversiteye almamışlar, "Düz liseyi bitir gel" demişler...
    Bitirmiş gelmiş...
    Ekonomi tahsil etmiş...
    Ekonomi okumasına rağmen önce futbolcu olmuş, ardından fındık fıstık, çikolata mikolata dağıtıcısı...
    Sonra da belediye başkanı ve başbakan...
    Bunun neresi komik?
    *
    TÜRK Lirası'nın simgesine değinmiş, demiş ki:
    -Liramızın simgesi açıklanınca başladılar "Alttan bakınca şuna benziyor, üstten bakınca şuna benziyor, aynaya tutunca şu oluyor" diyerek zorlama yorumlar yapıldı.
    Daha lâfı bitmeden bir kahkaha tufanı yükselmiş...
    Neye güldülerse...
    .....................................
    İnsanlar nasıl da nankör olabiliyor...   
    Muhalefete bakın; bir halta benzemeyen simgeyi sen tut, şuna buna benzet...
    Gülmez misiniz; üstelik kızarsınız da...
    Başbakan da kızmakta haklı; bu denli ciddi bir konuyu siyasal mülâhazayla sorun haline getirmek ve varlığının dışına çıkarıp bir şeye benzetmek, nankörlüğün dik âlâsı! 
    Gelelim kahkaha meselesine...
    En ciddi konunun ardından kahkahayı basmak da sanıldığı gibi seviyesiz ve gayrıciddi davranış değilmiş...
    Kahkahalar atarak her koşulda gülmek, sağlıklı bir ruh haline işaretmiş...
    Ben demiyorum, psikologlar diyor...
    Komik olmaktan çok yılışık olan bir yüze tahammül etmek kim bilir ne zor iştir.
    *
    CHP, Cumhuriyet Halk Partisi demek değilmiş...
    Ne demekmiş biliyor musunuz; Cumhuriyet Hayal Partisi demekmiş...
    Nasıl espri ...
    "Gıdıkla da gülelim" cinsinden değil, enfes (!) bir deyiş...
    .....................................
    CHP'liler köpürmekte haklı; onlar da AKP'nin açılımını yapabilirler ama iktidar partisine herhangi bir sıfatı yakıştırma küçüklüğüne düşmüyorlar...  
    Oysa AKP'nin o kadar çok çeşitli açılımı yapılabilir ki...
    Mesela, Devlet Bahçeli'nin yaptığı açılımlar ne kadar güzel!
    *
    LİDERLER birbirlerine "Yalan makinesi" diyor...
    Hangisi öyle değil?
    Kemal Bey'e bakan Tayyip Beyi, Tayyip Bey'e kulak veren Kemal Bey'i yalan makinesine benzetebilir...
    Kemal Bey'e göre Tayyip Bey üstelik yürüyen yalan makinesi...
    Bu da çok önemli değil; önemli olan siyasetin neden insanlar tarafından değil de makineler tarafından üstlenilen bir iş haline gelmiş olması...
    Yoksa beşeriyet, makinelere yenilmek üzere mi!?
    *
    EMİNE Hanım'ın Uludere ziyareti, bir sorunun hâlâ verilmeyen yanıtını aklıma getirdi.
    Sahi askere "Bunlar terörist, vurun" istihbaratını ve emrini kimin verdiği bulundu mu...
    Bulunduysa hükümet neden açıklamıyor...
    Açıklayamayacaklar; sorunun yanıtı olarak herhalde "Ben verdim" diyemeyecekler...
    Bayan Erdoğan'ın yakınlarını kaybeden yurttaşlarla birlikte gözyaşı dökmesini kimse timsahın gözyaşlarına benzetmesin.
    Ağlamak isteyen varsa, Emine Hanım'ın yaptığı gibi basiret noksanlığı çeken AKP iktidarı için ağlasın!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.